Tanım
Müzik, özellikle de türkü tutkunu...
Okumak, düş kurmak, gülümsemek ve düşünmek gibi alışkanlıkları ve "sevgi" saplantısı var ...
İnsanları, hayvanları; özellikle çiçekleri, çocukları ve SU'yu çok sever...
Doğaya tutkun, yeşile düşkün, dağlara aşık bir mavilik vurgunu...
Mu Uygarlığı'ndan beri gerçek bir yurtsever ...
Barışçı, savaşa, zulme ve sömürüye alabildiğine karşı.
Sevgi'nin sonsuz gücüne, aşk'ın ölümsüzlüğüne bütün içtenliğiyle inanmış bir yürek!..
Çalışmak, üretmek ve üretilen değerleri paylaşmak için çabalıyor... Her zaman arayıp açılabileceğiniz, paylaşımda bulunabileceğiniz bir dost. Sizin gibi, içinizden...
Bağlantılarım
*
*
*
*
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kategoriler
Ataturk ve Ataturkculukbarisders veren oykulerdoga ve cevreefsaneegitimgulmecemasaloykuozlu sozlersevgi ve dostluksiirtoplum ve dusuncetoplum ve dusunce
|
YÜRÜYORUM GELECEĞE
Çıldıran birilerine inat; susmadan yaşarken ben, şafağa uzanıyorum, dimdik ve direşken. Ve parlıyor acı günlerde bile umut güneşim. Mücadelem amansız ve kaskatı, ben almasaydım yerimi bir başkası dolduracaktı. Sözü mü olur engellerin,
düşsem üşüşür akbabalar oysa, yalnızken fırtınalarda. Sevgimi satamam ben, ve yaşayamam karanlık bir su gibi. Sinsi gözler bakarken gözüme,
bir bıçak girebilir aniden sırtıma. Biliyorum karanlığın içinden geçiyor dönemeç. İnanç ve bilgiye kesiliyor inadım, şiire benzetiyorum yaşamı ve sevgiyi; ve bozguna uğratıyorum zalimleri. Boyun eğmiş bir kitlenin içinden çıkıp, dikleştiriyorum başımı; bilinçle veriyorum yaşam savaşımı. Şafağa uzanırken başlatıyorum, dirençli ve umutlu baş kaldırımı. Yanarken aydınlatan yürekler oluyorum,
Sevdalı. Ölürüm yeri geldiğinde sevgi için, yeri geldiğinde yaşatırım sevgimi. Işık oluyor, ses oluyorum ben,
ve parlıyor hep umut güneşim. Zoru seçiyorum ben,
güzeli istiyorum çünkü. Biliyorum , bir yürek işçiliğidir yaşamak. Ve bizim kılıyorum bütün dünyayı;
yalnızlığa teslim etmiyorum sevgimi ve sevinçlerimi; Ben bir yürek işçisiyim, ayakta karşılıyorum bütün bedelleri. Zaferin ötesine taşıyarak ufkumu,
geleceğe yürüyorum. İbrahim SARIOĞLU |
Tarih: , 16/6/2009 Kategori: siir |
Yorum (1) | Bağlantı |
|
GEREK
Güneşin ufukta göründüğü bir anda Geçmişin paslı sayfalarından soyutlanmak gerek Bir nefeste, bir solukta Her şeye yeniden başlamak gerek Maviye yeniden uçurmak güzellikleri Nisan yağmurlarında ıslanmak Yeşilliklere serilmek Yeniden adaklar adayıp Yeniden aşık olmak gerek Yapabilir miyim diye düşünmeden Yapmaya çalışmak gerek Farklı yüzlerde aynı çizgiyi arayıp bulmak gerek Ve yeniden dünyaya açmak gerek gözleri Her şeyi göze alıp Eskiyi bavula koyup saklamak Yeniyi rafa koymak gerek Aslında işte budur hayat, işte budur yaşamak
Hayatın derin renklerinde aynı tonları bulmak gerek Kimi zaman ağlayıp, kimi zaman gülmek gerek Ama ne olursa olsun Her yeni doğan güne pencereleri açmak gerek Sonuna kadar, korkmadan Seni derinden üzen, yaralayan, kanatan duyguları Paslı bir bıçakla kesip atmak gerek Tüm geç kalınmışlıklara, gecikilmişliklere Bir sünger çekmek gerek Damla damla hayatı göle çevirmek gerek Ve bazen de anlatabilmek için susmak gerek Aslında işte budur hayat, işte budur yaşamak
Yasemin ATASOY
|
Tarih: , 10/6/2009 Kategori: siir |
Yorum (2) | Bağlantı |
|
DOST GÜLLERİ
Bir dost sesi vurdu dün odama, Mavi düşmüş gibiydi sanki ışığa; Ve ellerime gül yaz dolunayının altında. Tüm kötülükler ıradı bizden; Uzaklarda bir kadın sevda üstüne Türküler okudu dupduru bir sesle. Dost gülleri kokuyordu yaşamın her yerinde. Dost sıcaklığında bölüştük kafamızdakileri, Yüreğimizi bir de. Sevgiler arıtıldı, arttırıldı sonra, Dile geldi acılar ve kaygılar. Adlarımız birbirine karıştı kış ayazında, Ve yaz sıcağında alınterimiz. Güvendik, soluk olduk birbirimize. Gülümseyen sevincin kanıyor bir yanı, Kırağı vurmuş zeytini, Ve dalındaki güvercin yaralı. İstemlere denk düşmüyor yaşam, Ve renkler hızla kirleniyor; Yine de güller serpiliyor gönlümüze. Dünden bir ileri, yarından bir geriydik şimdi; Anladık ki çağımız ölen bir rüyadır Doğmakta olanlar için. Geçmişin derinliklerindeki kökler üstüne Kuracağız onurlu geleceğimizi. Yaşamı paylaşarak çoğaldık, bir gülü, bir gülüşü, bir sevinci, acıları, hayatı ve alınterini. Kendimiz gibi düşünüp, duygulandık bir köylü gibi. Gönüllü konuştuk hayatın günlük dilini. Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmedik; “Dost” deyince açtı içimizde yediveren gülleri. Zulümlere, kederlere ve ölümlere inat gül kokuyor nefeslerimiz. Değmiyor ellerin taşı bize, Kafamızın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel ve korkunç. İspatladık biz kendimizi, Haklıyız alnımıza düşse de dost gülleri; Alnımızın akıyla, yürüyoruz kirlenmeden. Bir gül değse de umuda, Ve kan damlasa da gülden. Türkü söylemeye devam edecek kalbimiz, Bugünün tezgahında Yarını ilmik ilmik dokumaktır çünkü Bizim işimiz. İbrahim SARIOĞLU |
Tarih: , 28/4/2009 Kategori: siir |
Yorum (10) | Bağlantı |
|
UMUT EKER MİSİN DÜŞLERİNE
Bir el uzansa karanlığın içinden Açsa avuçlarını Sunsa yüreğini Sorgusuz sualsiz teslim etse Alıp yüreğinin ta içine Işık görmemiş Acı değmemiş en bakir yerine koyar mısın Dünden ırak, yarına gebe bu günde Umut eker misin düşlerine
Şefkatle bakar mısın Sevgini verir misin hesapsızca Yalnızlığına yoldaş eder misin Akrep ve yelkovanın yarışında Eşlik eder misin Hayat maratonunun her kulvarında Yanında olur musun Yaşamın en ince çizgisine varmadan Umut eker misin düşlerine
Serseri yalnızlığı Silip atar mısın En derin sulardaki inci tanesini Bulmak için dalar mısın Keşkeler denizinde boğulmadan Umut eker misin düşlerine
Gitmelere veda eder misin Tövbe eder misin yalanlara Gururundan vazgeçer misin Ben'in kölesi olmadan Umut eker misin düşlerine
Od'unda yanar mısın aşkın Gözlerine fer olur musun Hayallerine pusula Canına can olur musun Can bedenden ayrılmadan önce Umut eker misin düşlerine
Birgül Gökbaş
|
Tarih: , 24/4/2009 Kategori: siir |
Yorum (5) | Bağlantı |
|
DEV YÜREKLİM'E
Ne zaman sataşsam ürpermiş çocukluğuma, Yüzüme yapışır emanet korkularım. Sıyrılıp çıkarken çocuk korkular arasından Yalancı , komik zaferler duyarım. Sokaklarında çocukluğumun eskidiği O şehirde; Bir nokta var, yalnızca benim bildiğim. İşte o noktada yaşlandı babam. Ben babamın o noktada olmaması korkusundan, Hiç doğrulamam. Ayaz bir otogarda, Sabahlarca, Yıllarca, Otobüslerce , Büyürdü babam. Uzun yıllar sonra anladım; Aslında onun eli ayağı küçücük, Kısa boylu bir adam olduğunu. Kendimi çok büyümüş hissederdim; Akşamları babamın yorgun çoraplarını yıkarken. - Çoraplar elimde büyürdü. - Meğer babammış asıl büyük olan; Akşam yıkanıp, sabaha kurutulan Tek çoraplık ömrünü bize adayan kahraman. Kısa bacaklarıyla durmadan koştururken, Emanet pabuçlar yorulmuş da, Hiç yorulmamış babam. Çocukluğumun unutulmaz resmidir; Çamaşır ipinde salınan, Yakaları yırtılmış, solgun gömlek. - Ki ben hiç sevmezdim o gömleği. – Meğer yıllar kutsamış onu. Aynı gömleği yıllarca babam giymiş, Tepeden tırnağa adam giymiş. Kimse için kıpırdayamayan, Uzun, Gösterişli Cücelerin ülkesinde Benim kısa babam koca yürekli bir devmiş. Sokaklarında çocukluğumun çıldırdığı O şehirde; Bir nokta var yalnızca benim bildiğim. İşte o noktada devleşti babam. Çok baharlar konsun daha Onun dev yüreğine...
Özlem KESKİN
|
Tarih: , 15/4/2009 Kategori: siir |
Yorum (2) | Bağlantı |
|
DOST BULMAK
Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa... "Ona" şöyle, içine sindire sindire, kocaman bir sarılsa... Ne iyi olur değil mi?
Dostunuz! Dostunuz var mı? Kadın ya da erkek... Hiç fark etmez. Gerçek dostun cinsiyeti olmaz. Paylaştığınız birileri var mı? Var ise mesele yok.
Yok ise, gidin bulun hemen! Sırlarınızı paylaştığınız. Özlediğinizi açık yüreklilikle söylediğiniz. "Canım benim!.." dediğiniz... Telefonda bile saatlerce konuştugunuz, sıcacık biri... "O"nu görmediğinizde yüreğinizin "pıt-pıt" attığını hissettiğiniz, bir dostunuz var mı? Dert ortağı, sohbetlerinizi paylaştığınız, yalnızlığınızı anlattığınız, sevincinizi hisseden biri... Yalnız kaldığınızı düşündüğünüzde, birilerine öfkelendiğinizde, sevdiklerinizi özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı?
Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı. Arayan, soran, "Seni özlüyorum" diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! Anlayışla karşılar herşeyi... Hataları, günahları sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... Hiç yalnız kalmazsınız nitekim... Böyle bir dost bulmak için fazla bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten. (Elektrik olayı..)
Bir gün bir bakarsınız karşınızda... Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz. Kadın, erkek bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığında işinizi değil, sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin! Cinsiyeti olmasın!
Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin.
Gerçekçi olsun. Yanıltmasın, kandırmasın! İçten, sevecen, sempatik, sevdaları, özlemleri anlayabilen biri olsun. Anlasın! Ağzıyla değil, gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasın!
Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın! Paylaşırım." desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...
Dost olsun!
Ama... Gerçek bir dost..
D O S T Ç A K A L I N... |
Tarih: , 6/4/2009 Kategori: sevgi ve dostluk |
Yorum (1) | Bağlantı |
|
DAĞ KÖYÜ
Ben bir gün bu dağ köyünde, Görülecek en güzel şeyleri gördüm. Vâdiden geçen demiryolu, Pırıl pınl parlıyordu, Irmak kıyısında bir istasyon, Marşandizi ağırlıyordu.
Ben bir gün bu dağ köyünde Duyulacak en güzel sesi duydum, Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden, Meşelerin, köknarların, pırnalların Gizli sazlarından haber verdi, Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden.
Ben bir gün bu dağ köyünde Bakılacak en güzel şeye baktım. Dağ havasında, geniş yapraklı ümitlerin üzerine Yattım, gökyüzünün altına Hiçbir çağda bu kadar mavi olmamıştı. Baktım da vuruldum maviliğine.
Ben bir gün bu dağ köyünde Sevilecek en güzel şeyi sevdim. Ağaçtan, kerpiçten, toprağınan taştan Barınakları içinde doğan, yaşayan, ölen, Vatan dediğimiz toprağı emeğine mülk eden, Halk denen milyonları sevdim yeni baştan.
Ben bir gün bu dağ köyünde Düşünülecek en güzel şeyi düşündüm, Köy okulları dedim, dünyamızı dünya eden, Bilgiler uğruna vurulmuş turnalar misali Çırpınır, çaresizlikten ve sevgiden, Düşmüş köy çocuklarının önüne bir öğretmen.
Ben bir gün bu dağ köyünde Bulunacak en güzel şeyi buldum. Kayalardan sızan sularda ne vardı, sular ne diyordu? Dağların hikayesi kahramanların hikayesine benzer, Gizlemiyordu dağ cevherini, yağmurdan kardan aldığını Sebil gidiyor, kuşlara, kurtlara, insanlara veriyordu.
Ben bir gün bu dağ köyünde Söylenecek en güzel şeyi söyledim. Üstüne ay ışığı düşmüş bir tepede, Bilge ve cesur kalbiyle hürriyet Bütün insanlığın ateşini yakıyordu, Yalazası dört yönde yansımış gök kubbede.
Ben bir gün bu dağ köyünde Varılacak en yalın gerçeğe vardım. Elli hanesiyle gömülü kalmış, unutulmuş Yatmış tabiatın kurduğu en güzel yatağa Acı rüyaların gecesine örtünüp köy, Dağ güneşinden habersiz uyumuş.
Ceyhun Atuf Kansu | |
|
Tarih: , 6/4/2009 Kategori: siir |
Yorum (2) | Bağlantı |
|
BABA İLE MİNİK PRENSESLERİ
| DOĞDUĞUNUZ GÜN BABA: Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Ne kadar güzel gülümsüyor. Hoş geldin Dünya'ma minik prensesim.
MİNİK PRENSESLER: Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 YAŞINDA
BABA: Prensesim benim, güzel minik prensesim. Söyle bakalım baban sana ne alsın?
MİNİK PRENSESLER: En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 YAŞINDA
BABA: Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız? Onunla zaman geçirmeye bayılıyorum.
MİNİK PRENSESLER: Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi bir erkekle evleneceğim. Onunla zaman geçirmeye bayılıyorum.
15 YAŞINDA
BABA: Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
MİNİK PRENSESLER: Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?
20 YAŞINDA BABA: Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabi. Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda. Galiba Minik prensesim elden gidiyor.
MİNİK PRENSESLER: Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. Hele geçen gün giydiğim kıyafetime karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım. Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 YAŞINDA BABA: Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor.. Zaten aramız eskisi gibi değildi. Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terk ediyor.
MİNİK PRENSESLER: Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 YAŞINDA
BABA: Çok az görüşüyoruz. Daha sık bir araya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki...
MİNİK PRENSESLER: Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok üzgün geldi sesi. Hafta sonu onlara sürpriz yapmak en iyisi.
40 YAŞINDA
BABA: Minik prensesim benim kültür düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
MİNİK PRENSESLER: Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 YAŞINDA
BABA: Minik prensesimin mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla çok gurur duyuyorum.
MİNİK PRENSESLER: Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma!
50 YAŞINDA
BABA: Hiç bir zaman seni ne kadar çok sevdiğimi unutma Minik prensesim! Ne kadar uzağa da gitsem hep seni gözlüyor ve koruyor olacağım. Elveda Minik prensesim.
MİNİK PRENSESLER: Beni sensiz bırakamazsın baba. Ben kimin omuzlarında ağlayacağım, kim tüm kalbiyle koşacak yardımıma? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol. Ve hep yanımda olduğunu hissettir. Sensiz ne yapacağımı bilmiyorum ben baba?
55 YAŞINDA
KRALI ARTIK UZAKLARDA OLAN MİNİK PRENSESLER: Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. Keşke seni hiç üzmeseydim diyemiyorum, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorum. Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni çok sevdiğimi asla unutma baba...
SENİ ÇOK ÖZLÜYORUZ BABACIĞIM, SENİ ÇOK ÖZLÜYORUZ... ( alıntı, amaaa...) |
|
Tarih: , 26/1/2009 Kategori: ders veren oykuler |
Yorum (0) | Bağlantı |
|
|