Bir DüŞ _ Bir GüLüŞ _ Bir DüŞüNüŞ ...

Tanım

Müzik, özellikle de türkü tutkunu... Okumak, düş kurmak, gülümsemek ve düşünmek gibi alışkanlıkları ve "sevgi" saplantısı var ... İnsanları, hayvanları; özellikle çiçekleri, çocukları ve SU'yu çok sever... Doğaya tutkun, yeşile düşkün, dağlara aşık bir mavilik vurgunu... Mu Uygarlığı'ndan beri gerçek bir yurtsever ... Barışçı, savaşa, zulme ve sömürüye alabildiğine karşı. Sevgi'nin sonsuz gücüne, aşk'ın ölümsüzlüğüne bütün içtenliğiyle inanmış bir yürek!.. Çalışmak, üretmek ve üretilen değerleri paylaşmak için çabalıyor... Her zaman arayıp açılabileceğiniz, paylaşımda bulunabileceğiniz bir dost. Sizin gibi, içinizden...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* aydın
* denizli
* kütahya
* mardin
* metem
* gncdenizli
* HaBeR20
* Denizlili
* AltınBilgiDershanesi
* DOÇEV
* GeLişimDershanesi
* Sinop
* Balca
* Sanatsal
* BirizBiz
* Yeşiller
* Gençbilim
* Nazilli'm
* KaracasuMeM
* Karahayıt
* YıldızÇini
* ErtanDoğan
* Buldan
* CanDündar
* ÜçNokta
* İzEdebiyat
* EkoPak

Kategoriler

  • Ataturk ve Ataturkculuk
  • baris
  • ders veren oykuler
  • doga ve cevre
  • efsane
  • egitim
  • gulmece
  • masal
  • oyku
  • ozlu sozler
  • sevgi ve dostluk
  • siir
  • toplum ve dusunce
  • toplum ve dusunce

  • KENDİ MUTLULUĞUMUZ İÇİN DOĞRU İLETİŞİM KURMAK

     

     

    Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir." diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, bir de sinirlenmişti.


    Alaycı bir ses tonuyla:


    - Ekmek parası mı istiyorsun? diye sordu.


    - Hayır çikolata parası lazım!


    Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü.” Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor.” diye düşündü.


    - Niye? Siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?


    - Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz; onu da bulamadıysak aç yatarız.


    Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu, yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.


    - Bu gün karnınız doydu, üstüne de tatlı mı istedi canınız?


    - Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.


    - Bu bir kamera şakası mı, yoksa sen iş bulamamış bir stendapçı mısın?


     - Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.


    - Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.


    - O bizim için değil, zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.


    Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş, sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası karışmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu?" diye düşündü.


    - Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?


    Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.


    - Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım; aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.


    Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.


    - Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.


    Adam çekingen çekingen oturdu yanına.


    - Yok mu eşin dostun, borç alacak akraban?


    - Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.


    - Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını?


    - Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.


    - Hımmmm. Aşk, hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.


    - Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.


    - Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.


    - Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.


    - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Ben de altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?


    - Hiçbir şeyim yok mu? Hayır, benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.


    - Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?


    - Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, her gün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.


    - Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?


    - Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.


    - Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?


    - Küçük kızı severek.


    - Küçük kız mı? Hangi küçük kız?


    - Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.


    - Nasıl yani?


    - Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?


    - Haklısın. Benim dört yaşında bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "Babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur. ‘Güzelsin.’ demem de yetmez ona. ‘Harikasın, prenses gibi olmuşsun.’ demeliyim. ‘Dünyanın en güzel kızı.’ demeliyim.


    - İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olur da seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "Bebeğim" diye hitap ediyorum, çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.


    - Hiç kavga etmez misiniz siz?


    - Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.


    - Benim eşim çok ciddi bir kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda. Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar.

     

    - En ciddi y ada en yaşlı kadının bile içinde o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar, hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.


    - Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor, o zaman eve çok yorgun gidiyorum.


    - Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.


    - Haklısın da, ben de bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.


    - Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım, günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.


    Adam ayağa kalktı.


    - Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sen de git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.


    Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.


    - Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.


    Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.


    - Hadi gel, eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.


    Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı. Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı. Sonra eşinin önüne koydu.


    - Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.


    İnci hiç konuşmadı.


    - Sorsana "niye" diye.


    İnci kızgın kızgın:


    - Niye? diye sordu.


    - Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla.


    İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.


    - Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.


    - Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın.


    - Aslında bu beklediğim istediğim bir şeydi. Bak senin sevdiğin meyveleri aldım ama şimdi kıymeti yok.


    - Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.


    - Özür dilerim seni kırdığım için.


    Sonra Bülent yere diz çöktü.


    - Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.


    Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.


    - Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.


    Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü. ‘Bundan sonra her şey daha farklı olacak’ diye düşündü.

     

     

            

     


    Tarih: 08:10, 15/5/2008 Kategori: sevgi ve dostluk
    Yorum (0) | Bağlantı

    GÜL İŞLEMELER

     

    Göz göze bir geldik mi
    Yalım yalım tutuşur kardan örtüler
    Yaklaşan güneşin altında

    Açar kollarını pencereler
    İyiliğin yolları boyunca
    Açılır kuşlar açılır eller
    Günler açılır geceler açılır
    Uçsuz bucaksız gökyüzünde
    Açılır yıldızları çocukluğun
    İnceden bir türkü ağızlarında

    Göz göze bir geldik mi
    Alır başını gider korku
    Saklanır körpe çimenlerde

    Ölü tapınaklarda böğürtlenler
    Çekerler kuytu gölgeden yemişlerini
    Kızıl kara ateşli
    Şarabı köpürür toprağın
    Uçan arıların başı döner
    Köylüler der bir ağızdan
    Böyle güzel yıl görmedikti

    Göz göze bir geldik mi
    Başlar damarlar boşalmaya
    Öper dalgalar kumsalları

    Aslanlar geyikler güvercinler
    Bakarlar açık havaya içleri titrer
    Görürler bahar gibi doğuşunu yavrunun
    Can katar şehvete durmadan
    Cömert ana verimli kadın
    Gök toprak girer renkten renge
    Doğuş karşı kor ölüme

    Göz göze bir geldik mi
    Tutuşur duvarlar geçmiş günlerle
    Duvarlar yeni günlerle yanar
    Dışarda toprak ana
    Uzanır yatağında melek gibi
    Yıkar gökyüzü şafakta
    Çalgıcının gülen ağlayan yüzünü
    Köleyle sultan başlar soyunmaya
    Daldan yapraktan

    Göz göze bir geldik mi
    Sen güpegündüz ben karanlık gece
    Bir fısıltı bir istek ne yana baksan
    İlk ve son düş ha doğdu ha doğacak

    PAUL ELUARD

     

     


    Tarih: 09:25, 1/5/2008 Kategori: siir
    Yorum (1) | Bağlantı

    ESKİ BİR TAPINAK YAZISI

     

    Bu yazı MÖ 900'lü yıllarda  bir tapınağın duvarında yazılıymış. İnsanlar ibadet için geldiklerinde, çocuklarıyla birlikte bu yazıyı okurlarmış.

    Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş. Sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.

    Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında, verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve  unut. Ama kimseye teslim olma.  

    İçten ol. Telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

    Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen, hayattaki dayanağın odur.    

    Seveceğin bir iş seçersen,  hayatında  bir  an  bile  çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların  bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni  hayatlar başlatmış olacaksın.

    Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmedigin zaman sever gibi yapma. Çevrene  önerilerde  bulun  ama hükmetme. İnsanları yargılarsan  onları sevmeye zamanın kalmaz.  

    Ve unutma ki insanların yüzyıllardır ögrendikleri, sonsuzluktaki  tek bir kum tanesinden daha fazla değildir.

    Aşka burun kıvırma sakın. O çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için, her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

    Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca  tercih  et. İlkinin  acısı  bir an, ötekinin  vijdan  azabı   bir  ömür boyu  sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir  ki, o yolda  mağlup  olman  bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın  en  büyük  miras dürüstlüktür.

    Yılların  geçmesine  öfkelenme,  gençliğine  yakışan  şeyleri gülümseyerek teslim  et  geçmişe.Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın  yönünü degiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara   göre ayarla. Çünkü  dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana  getirip getirmediğinle ilgilenir.  Ara sıra isyana yönelecek  olsan da,   hatırla ki evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendinle barış içinde ol.

    Hatırlar mısın, doğduğunda  sen  ağlarken herkes gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen  mutlulukla gülümse.

    Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin.    


    Görmeye çalış ki, herşeye rağmen dünya, insan oğlunun biricik güzel mekanıdır.

     

     

     


    Tarih: 13:46, 4/4/2008 Kategori: toplum ve dusunce
    Yorum (1) | Bağlantı

    ÇİĞDEMLER OLACAKTI

     


    düşüyor karanfilin renkleri
    oysa bir zamanlar yeşildi ovalar
    maviydi deniz

    dağlarda mutluydu ceylanlar o zaman
    daha sönmemişti umutlar

    ah! Şirinim
    şimdi yağmurların ardından
    çiğdemler, nergisler olacaktı

    insanlar sokaklarda
    fakat umutsuz
    yıkılmış mahallenin evleri
    çocuklar mutsuz
    oysa bir zamanlar serçeler uçardı buralarda

    oysa şimdi anneler sıcak
    oysa şimdi evlerde sobalar yanacaktı


    çiçekler!
    düşüyor kitapların arasından, fakat kuru
    oysa canlıydı renklerin en sarısı
    daha kopmamıştı dalından

    şimdi cılız mumlarda sarı üşüyor
    oysa şimdi bahar
    oysa şimdi çiğdemler olacaktı

    Yusuf BAL

     

    Tarih: 13:32, 4/4/2008 Kategori: siir
    Yorum (0) | Bağlantı

    VE GİTTİKÇE IRAYAN


    yaban bir yağmur sonrası sesin
    dallarına çekilmiş durgun bir çınar
    gibi sakin
    suskunluğu telaşsız sözlere sarıyorsun
    yüreğim örselenmiş kırık kantlarıyla
    düşerken avcuna
    anlamıyorsun

    böyle mi biter aşklar
    gün batımına uçan göçmen bir kuşun
    yitivermesi gibi
    bir rüyanın ansızın bitivermesi gibi

    nasıl unutursun?

    nasıl unutursun
    beni sevdin
    harlı ateşler yaktın karanlığıma
    aşkların haraç mezat satıldığı dünyada
    yıldızları birer birer indirdin saçlarıma

    seni sevdim
    kocaman bir dağ gibi genişledi yüreğim

    ne çok şeyimiz vardı anlatacak
    hiç kimsenin bilmediği ne çok şeyimiz
    ne çoktuk ikimizdik, ne çoktuk
    ne güzeldik, hiç olmadığımız kadar

    sen alırdın kendini
    beni getirdin yüreğindeki
    öyle anlardı, aşardık yazgısını insanın
    nasıl unutursun?

    giderdin
    masmada söylenmemiş şiirleri bırakıp
    sen gelinceye kadar
    nasıl da yanlızlıktı yastığımda unuttuğun
    yokluğun
    ve artık hep yoluğun...

    bir rüzgardı kapandı pencereler
    son sesleri bunlar ezgimizin duyuyor musun?
    gidiyorum
    kal demiyorsun

    şimdi bozkırlarda usul usul ağlayan
    kahır yüklü yabancı gibiyim
    kimsesiz bir aşkın ayak izinde
    uzak yıldızlara doğru yol alan
    ve gittikçe ırayan
    ve gittikçe ırayan

    Ayten MUTLU

     

     

     


    Tarih: 10:11, 31/3/2008 Kategori: siir
    Yorum (1) | Bağlantı

    ADALET... HERKES İÇİN...


    1-

    Bir solukta söylemiştir babası durmadan ve düşünmeden
    Siyah kartona kırmızıyla yazılı 'adalet... kimin için?'
    Pankartını almaya gelen öğrenciye kapı aralığında:

    Sen gelme sen durma bin bir kısrağın kuyruğuna
    Boz dengesini bin bir korku sal soluğuna bakışını kır
    Bir Bükreş Doğu Berlin bir Varşova
    Gör ki nakdi vahşetler neleri yasaklamış
    Bir Havana suskun Pekin bir Moskova
    Gör ki düşümüz canını nerelere saklamış
    Bir trampa beynelmilel tahakküm bir aura
    Bu değildi elbet afitabımız...

    Bir solukta söylemiştir babası yine durmadan ve düşünmeden
    Kırık dökük bir pankartı teslim aldığında
    Siyah üzerine kırmızı giyinmiş kırık dökük bir öğrenciden:

    Bu değildi elbet afitabımız...

    Ve tam üç kez tekrarlamıştır elyazısıyla:

    Adalet... kimin için?
    Adalet... kimin için?
    Adalet kimin için?

    2-

    Aşkale'de bir çiftçinin dillenmemiş tespitidir:

    Kırağının çözülmesiyle bağı nedir
    Sırtımıza bu suyun dizilmesinin?
    Ki yıllardır ayrılmaz tenimizden...

    3.

    Beşeriyet başarısı üzre hekatların aslı gibidir
    Ve savaş çocuklarının kocaman ve yegâne sorusudur:

    Adalet... denen alet
    Dakikada kaç mermi atabilir?
    Ve kaç yerde birden felaket... yaratabilir?

    4-

    Bir adam beynine ve ranzasına kazıdığı şiiri okumaktadır

                                                           demirleri kovarak
    Uyku tutmamıştır yine gazeteler basılırken ve yalanlar söylenirken:


    Gözlerinin ışığında okuduğum son ders
    Yıllar var ki ayrılmaz belleğinden tenimin
    İçimi kurcalar durur bıkmadan ve bıktırmadan
    Son bakışındaki o çetin bilmece...

    5-

    Hacer Ana'nın otuz yıldır duyulmamış ağıdıdır
    Bir otuz yıl daha duyulmayacağı kesin değilse de ona yakındır:

    Oy ki Hasan'ımı dört yiğit omzuyla getirdiler
    Oy ki o kara çağda sevincimden ağladım
    Elini öpmeden ellere vermedim için
    Oy ki Hasan'ımı düzenden kaçarken gösterdiler..

    6-

    Bir öğrencinin bulduğu tek ve geçerli yoldur bu
    Notlar ve afişler arasında sıkışmış bir hayatın fışkırmasıdır:

    Oysa sen ne kolay değişirsin kör tarih
    Birçok halk birkaç kez haykırdığında:
    -Demokles! ! kılıcın kana bulanmış! !
    -Demokles! ! kılıcın kana bulanmış! !
    -Bizim yeni ve bütün temiz çeliğimiz var kılıcımızı asacak hem
    -Ustalığından daha parlak ve keskin duygularımız...

    7-

    Toplanan kitapların arasından düşmüştür karakola bir şiir
    Bir öğrencinin panosundan sökülmüştür... raptiyesi kayıp:

    Başkasının düşüne akan yalan ve yapma hayatlar gördüm ben
    Bir omuz askısına bağlanmak için
    Yazılmış şiirler kadar çirkin yazılmış şiirler kadar bayağı
    Ki bazı memeler ölüdür

    Yazı değişmiş, şiir devam etmiştir:

    Kendi düşünü görmeye uyanmış kıvılcımlar bildim şimdi
    Herkes için şiir adalet... herkes için
    Tüm duyuları ve kasları ateşleyen
    Ki bizim memelerimiz oluk oluk kan...
    Ki bizim memelerimiz ağız ağız süt...

    8-

    Adalet...
    Gelecek elbet
    Gelecek herkes için...
    Bir tohumun uygun atmosferi beklemesi kadar zorunlu ve bilinçli
    Birini anlamakta geç kalmışlığın acısı ve öfkesi kadar yıkıcı
    Zaman ve su kadar yorgun ve taze gelecek
    Adalet...
    Herkes için...





    Dr. Osman Kılıç

     

     

     


    Tarih: 04:44, 7/2/2008 Kategori: siir
    Yorum (1) | Bağlantı

    Çocuk/su

     

    Ben
    Küçükken
    Ay da küçüktü
    İki parmağımın arasına sığacak kadar

    Küçük küçük adımlarla yürüsem de
    Uzamazdı gündüzler
    Her gece devler kaçırırdı beni
    Muskam olmasa

    Geceyi güneşin gölgesi zannederdim
    Düşünürdüm:
    Zencilerin gölgesi beyaz mıdır
    Ya kardanadamların
    Babam bilmezdi ki bunları
    Anlamazdı da o gelmeden
    Bütün bulutların melek olduğunu

    Babam Ali'yi severdi
    Ben kovboyları
    Babam inanmazdı da
    Ali'nin Kızılderili olduğuna
    Hem Tommiks Ali'yi döverdi
    Zülfikar da kovboyları kesmezdi ki

    Sonra
    dizlerimdeki yaraları madalya bilip
    Kamıştan atıma biner
    Takardım çetemi peşime
    Ben
    Babama kızardım bazen:
    "Ölürsem görürsün!"

    Ağlamıştım bir hayat bilgisi dersinde
    Karı meleklerin atmadığını öğrenince
    Tanımadığım her yazı kutsaldı benim için
    Bilyelerim üstüne yemin eder
    Gelecek zamanlı şiirler yazardım:
    "Ben büyüyünce çocuk olacağım baba..."


    Tahir Akay

     

     


    Tarih: 05:55, 6/2/2008 Kategori: siir
    Yorum (2) | Bağlantı

    PAYLAŞALIM



    B12 sizde kalsın
    Fantom Scud Mig 1 sizde
    Dostluk barış bende
    Silahsızlanma sizde kalsın
    Silahtan sızlanma bende

    Sizde olsun kurşun izi bırakmak bedende
    Su vermek bir fidana bende

    Demokles in kılıcı bende
    Uykusuz geceler sizde
    Napoleon'un parası sizde
    Yoksulun yarası bende

    Goethe'nin daha fazla ışık'ı bende
    Karanlık dünyalar sizde
    Avcı uçakları cruus'lar Aphaçhe'ler
    Tanksavarlar sizde
    İnsan severler bende

    Petrol sizde
    Su bende
    Hırs intikam gösteriş sizde
    Dostluk barış bende

    Savaşa kucak açmak size
    Sevgiye kucak açmak bana

    BEN KİMİM
    Ben sevginin ta kendisiyim

    Size bir karış toprak
    Bana bir yeşil yaprak.

     


    RIZA ASLAN

     

     


    Tarih: 05:55, 5/2/2008 Kategori: siir
    Yorum (0) | Bağlantı

    İYİMSER OLMALI

     

    Benim iyimser bir adam olduğumu söylerler. Ben iyimser olduğumu itiraf ediyorum. Bir gün hepimiz bu ölümlü dünyadan göçüp gideceğiz. Öyleyse, yaşadığımız sürece, niçin huzur ve mutluluk içinde vakit geçirmiyelim? Hayatta iyimserliğin en büyük faydası, insanlara hayatlarını düzene koymak ve her zaman iyiyi görmeyi vermesindedir.

    Benim iyimserliğim insanlara olan inancımın bir sonucudur. İnsan ırkı, soyluluğunu hala koruyor. Ben, bir zorlukla karşılaştığım zaman, onun kötü yönlerinden çok, iyi yönlerini düşünürüm. Bazen kötü gibi gözüken şeyler, iyi sonuç verir. Mesela benim hastalanıp bir ay süreyle odamdan çıkmayacağımı düşünün. Kötümserler, bunu bir felaket sayarlar. Ben ise, 30 gün süreyle kitap okuyacağımı, sessiz bir hayat geçireceğimi ve bol bol düşünmek için vakit bulacağımı planlıyarak sevinirim.

    Ben küçük yaştan beri iyimserim. İyimserliğimi, bana küçük yaşta merhamet, eşitlik ve sevgi duyguları aşılayan anne ve babama borçluyum. Bu yüzden insanlara karşı olan güvenim artmış oldu. Fakat okul hayatımda kendimi toparlamamış olsaydım, iyimserliğimi kaybedecektim. Tanrıdan o zaman karşıma çıkan felsefe hocam, üzerimde derin bir etki yaptığı için, tehlikeyi atlattım.

    Kötümserler derler ki: "İnsanlara karşı beslediğiniz güven ve inancın bir manası var mıdır? Güven ve iyi niyet her zaman aksi bir sonuç vermiyor mu?" Benim bu yüzden hayal kırıklığına uğradığım zamanlar olmuştur. Son 10 yıl içinde Nazilerden en ağır darbelerden birini yiyenlerden biri de bendim. Ben sürgünde iken, ailem tutuklanmış ve evim yağma edilmişti. O zaman dünyada hak, adalet ve insanlık olmadığına inanır gibi olmuştum.

    Fakat sonradan, dünyada her zaman ve her yerde fena insanlar bulunduğunu ve bazı insanların arasıra çirkin davranışlar yaptıklarını düşündüm.

    Benim iyimserliğimin sebebi şudur: Şahsen iyimser insanların olayların akışına etki edebileceğine ve dünyayı huzura ve mutluluğa kavuşturabileceğine inanıyorum.

    İyimserliğimin gayesi, çevremdeki insanları sevmek, yolunu şaşıranlara doğru yolu göstermek, iyi insanları teşvik etmek ve fenalıkları unutmaktır.

     

     

    Andre Maurois

     

     


    Tarih: 06:36, 4/2/2008 Kategori: sevgi ve dostluk
    Yorum (0) | Bağlantı

    KARANLIĞA SAVAŞLA YAZILANLAR

     

    Bir daha ısınamayacaksın,

    soğuyan ellerin uzanamayacak dostluklara!
    En azından bir kez olsun geriye bakma fırsatın var…

    Çiçeklerle dostluğunun süresini,

    sevginden aldığın hazları,

    iç güzelliğinle saçtığın ışıkları bir daha gözden geçir!

    Ne yazık ki
    Senin yarınlarına onlar karar verecekler.
    Belki bir daha mart gelmeyecek.

    Karlar içine gömülemeyecek çocuk ayakların.
    Senden sonra okullardan savaş izleri silinemeyecek.

    Sen anılacaksın kitaplarla.


    Kan izlerini görmeden,

    acıları hissetmeden son bir defa daha

    sarıl ananın kollarına
    Nefes nefese
    Vedalaş çiçeklerle.


    Acılar duygularına adım attıkça zaman daralıyor.

    Anıların
    Saplanırken yüreklerine yaşayanların
    Sen asla unutulamayacaksın.
    Öfkeleri olduğu yerde bırakmak yerine
    Neden savaşmak istiyorlar?

    Ne istiyorlar senden hiç düşündün mü?
    İçlerindeki düşmandı onları harekete geçiren!

    Biliyorum kendileriyle bile dost olamayanların

    çılgınlıklarıyla karşı karşıyasın.
    Elimden bir şey gelmiyor!

     

    Özünde ölümler,

    gözyaşları olan savaşlarla

    seni hedef alan düşmanlıklara engel olamıyorum.
    Sen çok küçüksün...

    Seni çok seviyorum!
    Korkuya gölge, ağıta malzeme arayanların

    reçetelerindeki fos duygular yarın bir bir ortaya dökülecek…

    Tutkular kan lekelerini mürekkepleriyle yazarkan

    ellerini titretecek bazılarının.

     

    Gözlerin arkada kalmasın çocuk!

    Sofra başında bir lokma ekmeği yemeden

    aç acına gözyaşlarıyla düşerse üzerine anan,

    ona gülümsemeyi unutma!
    Şu an çıkar kokan savaş tacizleri altında yaşıyorsun,

    Irak pencerelerinde titriyor.
    Yaşlı çizgiler senin de peşine düşüyor!
    Biliyorum tank uçlarında çiçekler yaşayamaz...

    Savaş sevgi değil acı taşır evlere!
    Kan izlerini görmeden, acıları hissetmeden

    son bir defa daha sarıl ananın kollarına.
    Nefes nefese
    Vedalaş çiçeklerle.


    Acılar duygularına adım attıkça zaman daralıyor.

     

     

    (alıntı)

     

     

     


    Tarih: 05:15, 3/2/2008 Kategori: baris
    Yorum (0) | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->