Bir DüŞ _ Bir GüLüŞ _ Bir DüŞüNüŞ ...

Tanım

Müzik, özellikle de türkü tutkunu... Okumak, düş kurmak, gülümsemek ve düşünmek gibi alışkanlıkları ve "sevgi" saplantısı var ... İnsanları, hayvanları; özellikle çiçekleri, çocukları ve SU'yu çok sever... Doğaya tutkun, yeşile düşkün, dağlara aşık bir mavilik vurgunu... Mu Uygarlığı'ndan beri gerçek bir yurtsever ... Barışçı, savaşa, zulme ve sömürüye alabildiğine karşı. Sevgi'nin sonsuz gücüne, aşk'ın ölümsüzlüğüne bütün içt


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* aydın
* denizli
* kütahya
* mardin
* metem
* gncdenizli
* HaBeR20
* Denizlili
* AltınBilgiDershanesi
* DOÇEV
* GeLişimDershanesi
* Sinop
* Balca
* Sanatsal
* BirizBiz
* Yeşiller
* Gençbilim
* Nazilli'm
* KaracasuMeM
* Karahayıt
* YıldızÇini
* ErtanDoğan
* Buldan
* CanDündar
* ÜçNokta
* İzEdebiyat
* EkoPak

Kategoriler


BELKİ DE BU YÜZDEN SEVİYORUM SENİ

 


hayat içinde en az tanıdığımız kendi sesimiz belki de,

ben o yüzden senin sesini arıyorum.


kendi kokumuzu alamıyoruz;

belki de, ben o yüzden senin kokunu duymak istiyorum.


en çok kendi yüzümüze yabancıyız;

ben o yüzden senin yüzünü özlüyorum.


kendi ellerimiz en yabancısı ellerin;

ben o yüzden işte,

o yüzden senin ellerine dokunmak istiyorum.


belki de o yüzden seviyorum seni;

sevmek mi dedim?


yok yok, sevmek değil benimki,

benimki kendini bulmak,

benimki hayata dönmek senin bedeninle;

benimki yaşamak.

 

kendi sesimi, kendi kokumu duyuyorum ben seninle,

ben seninle yaşıyorum,

seninle nefes alıyorum;

sesimi çalmak istiyorum senden,

benim olduğunu sandığım kokunu.


kendi yüzümü tanımak istiyorum seninle,

kendi ellerime, kendi yüreğime dokunmak istiyorum.

 

bir gün gidersen,

ben kaybolurum;

gidersen sesim kaybolur.


kokumu bir daha duyamam eğer gidersen;

yüzümü göremem bir daha,

yüreğimi hissedemem gidersen,

gidersen nefes alamam...

 

 

( Şairini bilmiyorum )

 

 


Tarih: 14:01, 22/7/2009 Kategori: siir
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

ÖĞRETMENLİK KUTSAL MIDIR?


Öğretmen insanın aile ortamından çıkıp toplumsal hayata ilk adımlarını atmaya başladığında aile efradı haricinde karşı karşıya geldiği ilk sosyal otoritedir. Bizim aile dışındaki dünyadan haberdar olmamız, o dünyada nasıl davranmamız gerektiğinin, nasıl ve ne şekilde hayatta daha başarılı olabileceğimizin bilgilerini öğretmenlerimizden alırız. Çünkü öğretmen bunun için vardır.

 

Öğretmelerimiz ilk okuldan hatta ana okulundan başlayarak üniversiteden mezun oluncaya kadar tüm hayatımız boyunca düşünce ve davranış biçimimizi birinci dereceden etkileyen ve belirleyen anne ve babadan da önemli, çünkü onlar hem anne hem de baba olurlar yeri geldiğinde, modeller ve ideallerdir. Bu nedenlerle de hayatımızda çok önemli bir rol oynar ve bu yüzden de tarih boyunca hep yüceltilmiş ve kutsanmışlardır. Onlar için özel günler belirlemişizdir. Onların ellerini öpmek, onları baş tacı etmek adet olmuştur kültürümüzde. Bana bir kelime öğretenin bin yıl kölesi olmak tabiri öğretmenlerimize verdiğimiz değerin samimi bir ifadesidir. Öğretmenlik kutsal bir meslek olarak kabul edilir toplumuzda. Öğretmenler de bu kutsallığın farkındadırlar. Öğretmeninin yüceliği ve kutsallığı kültürümüzde o kadar derin izler bırakmıştır ki, diğer mesleklerin aksine öğretmenin niteliği çok uzun yıllardan beri sorgulanmaz olmuştur.

 

Kanunen dokunulmazlıkları bulunan milletvekilleri kamuoyu tarafından sıkı bir şekilde sorgulanır ve hiç olmazsa seçimlerden seçimlere cezalandırılabilirken öğretmenin kutsallığı onlara nerede ise sınırsız bir dokunulmazlık sağlar. Aynı şekilde bağımsızlığı kanunlarla güvence altına alınan yargı kurumu bile günümüzde artık alenen ve sıkça eleştirilere hedef olup sorgulanabilirken öğretmenler bırakın eleştiriyi, sorgulamayı asırlarca sahip oldukları kutsallığı sürdürmeye devam ederler.

 

Kahramanlık öykülerini anlata anlata bitiremediğimiz ordu ve askerler bile sorgulanmanın hedefi haline gelmiştir uzun bir süredir. Diğer meslek guruplarında da durum pek farklı değildir ve hatta çoğu meslek gurubu sadece sorgulamanın odağıdır, onlar tarihte hiçbir zaman kutsanmamışlardır. Son büyük Marmara depremi hala hafızalardadır. Olayı Allah’ın takdiri olarak geçiştirmeye kalkanlara karşı çıktık ve mimarları, mühendisleri, müteahhitleri, belediyeleri sorguladık, suçladık ve yargıladık. Çünkü artık varlığını kimsenin inkar edemeyeceği nedensellik yasalarına göre her olumsuzluğun bir sebebinin olması gerektiğini biliyoruz ve haklı olarak da yaşanan o facianın sorumlularını aramak ihtiyacını hissettik. Bunu yaparken ki amacımız da hiç şüphesiz ki, yaşanan olumsuzluklardan ders çıkarmak ve geleceği daha iyi ve güvenilir bir şekilde belirlemekti. Günümüz toplumlarında sorgulanmayan bir meslek gurubu yoktur artık.

 

Peki, öğretmenlerimizin nedensellik yasalarının hüküm sürdüğü sosyal dünyamızdaki fonksiyonlarını hiç sorgulamak veya en azından araştırmak zahmetine girdik mi? Bin yılın üzerinde bir tarihe sahip nadir milletlerden biriyiz. Dünyada hiçbir halkın kurmadığı kadar çok devlet kurmuş olmakla övünen bir milletiz. Ama ne yazık ki dünyanın en iyi 500 üniversitesi içinde sayabileceğimiz bir tek üniversitemiz bile bulunmamaktadır. Her yıl ÖSSY sonuçları belli olduğunda eğitim sistemimizin yıldan yıla kötüleştiğini haykırıyoruz. Liselerimiz, ortaokullarımızda uyuşturucu, alkol kullanımı günden güne artıyor. Şiddet olayları nerede ise ilkokullara kadar sirayet edecek. Eskiden erkekler kızlar için vuruşurlardı, şimdilerde ise birbirlerinin saçını başını yolan kızları ayırmaktan kendileri için vakit bulamıyorlar.

 

Eğitim sistemimizin çöktüğünü bilmeyen kalmadı, ama öğretmenlerimiz hala kutsal ve her öğretmenler gününde onları yüceltmek için tüm ülke seferber oluyoruz. Eğitim sistemimizin olumsuzluklarını yalnızca okullarda değil toplumun tüm kesimlerinde görüyor ve genel olarak bir ahlaki çöküntünün varlığından söz eder olduk. Ama öğretmenlerimiz hala kutsal, hala yüce ve hala başımızın tacı. Peki, madem biz her şeyi öğretmenlerimizden öğreniyoruz onları da artık bir sorgulamanın zamanı gelmedi mi? İyi şeyleri öğretmenlerimizden öğreniyoruz da, kötülükleri kendimiz mi icat ediyoruz? Aslında çoktan geldi ama ne var ki o sevgili öğretmenlerimiz “Türküm doğruyum”, “Bir Türk dünyaya bedeldir”, “Büyüklerimi sayar, küçüklerimi severim”, “Ne mutlu Türküm diyene” şartlamalarıyla geçen eğitim hayatımız boyunca bize hep büyüklere itaat etmeyi salık verdiler fakat onları sorgulamayı öğretmeyi hiç akıl edemediler.

 

Oysa onlar değiller miydi bize doğruları öğretecek, yanlışları gösterecek?

Doğruyu yanlıştan ayırt etmeyi öğretecek? Bana göre her millet öğretmenleri kadar yücedir veya değildir. Her milletin eğitim seviyesi o milleti eğitenlerin eğitim seviyesi ile doğru orantılıdır. Eğitimsiz millet yoktur. Her millet bir şekilde eğitilir. Kimisi iyi eğitilir, kimisi de kötü. Bu tamamen öğretmenlerin iyiliği veya kötülüğü ile alakalı bir durumdur. Yani eğitimsiz millet yoktur, kötü eğitilmiş milletler vardır ve bizim iyi eğitilmiş bir millet olduğumuzun en ufak bir belirtisi görünmüyor sosyal hayatımızda.

 

Avrupa'nın en az kitap okuyan halkıyız. Ne tesadüf ki, öğretmenlerimiz de Avrupa'nın en az kitap okuyan eğitimcileri. Halk mı eğitimcileri eğitecek, yoksa eğitimciler mi halkı eğitecekti? Atalarımız boşuna öğretmenin dediğini yap, ama yaptığını yapma dememişler, ama galiba dediklerini de yapmadan önce uzun uzun düşünmek gerekiyormuş. Öğretmenlik mesleğinin kutsallığını, öğretmenlerin ne kadar yüce, değerli, bilge, elleri öpülesice, baş tacı edilesice olduklarını sorgulamanın zamanı gelmedi mi hala?

 

 

Burak AYDOĞAN




ESKİ YORUMLAR:



Biliyorum Geldiğini


Geldiğini, eklediklerimi okuduğunu biliyorum; bir gül verdim kendime senin adına...

En güzel günler sizin olsun...

Düzenleyen sevgicicegii gün: 11/2/2007 saat: 22:52

Yazan: zeynepustunel Tarih: , 11/2/2007


"Takdir ettim" demekten daha çok şey yapmak istiyorum..


Yıllardır bize öğretilen kalıpları ters düz eden bir yazı.. Dokunulmazlıkları silkeleyen, eski öğrendiklerimizi, sorgulamadan öğrendiklerimizi bırakıp gelişim için değişimin şart olduğunu anlatan türden.. Kafalar değişmedikçe, beyinler gelişmedikçe maalesef her yeni gün aynı yerde sayıklamaya devam edeceğiz. O kadar çok şey söylemek istiyorum ki aslında; ama hep bir yanı eksik kalıyor sanki.. İnternet kullanımında sonuncu sıralarda olup, pornolarda ilk sıraları çeken; potansiyel olarak güçlü beyinlere sahip olup, başka ülkeler faydalansın diye ellerimizle dışarı itekleyen toplumuz.. Başkalarını eleştirirken, kahvelerde sokak önlerinde ülkeyi kurtarmaya güç bulurken kendimizi kurtaramayan milletiz.. Herkes için değil tabi, kurunun yanında yaş da gitmesin ama, öğretimden nasiplendiğimiz kadar kaçımız eğitimden nasiplendik ki?
Ya da eğitim ne demekti? Öğretmenimin öğrettikleri mi? Öğretmenim beni denetlerken, onun ne bildiğini kim denetliyordu?

Burak arkadaşım; seni bu sorgulayıcı tavrından dolayı tebrik ediyor; senin gibi gençlerin her daim artmasını diliyorum..Ve diyorum ki; artık silkelenme zamanı geldi. Herkes elini taşın altına koymaya mecbur...

Sevgiçiçeği Hocam; size de ayrıca teşekkürler; böylesine önemli bir konuyu paylaştıgınız için...


Düzenleyen sevgicicegii gün: 11/2/2007 saat: 22:55

Yazan: nuran41 Tarih: , 11/2/2007


Özgür akıl


Sevgili oğlum Burak;

Yazın için seni gönülden kutluyorum. Algılayan, soran , soruşturan, araştıran özgür akıl bu işte. Taklitçi, ikinci elci, yıllardır başkalarının kendi adına doğruları düşünüverdiğini sanan büyüklerine mi yazdın? Sonları cı, cu, cılık, culuk ekleri ile biten dernek ve lokallerinde ülkelerini her gün kurtaranlara mı yazdın? Her ne için yazdınsa, alnından öpüyorum.

Düzenleyen sevgicicegii gün: 11/2/2007 saat: 22:56

Yazan: savasansahin Tarih: , 11/2/2007


Merhaba...


Merhaba gönül dostum!...

MelekZeyno dostumuzun kendini tanıtan güzel yazısının yorumlarında buluvermişsin beni..
Sadece bu açıklaman dahi fazlasıyla ilgimi çekti...
Şiirleri, yazıları okumakla kalmayışınız, yorumcuları da tek tek okuyor, cümle kuruşlarından, anlatım biçimlerinden karakterleri hakkında fikir sahibi olmaya çalışmanız etkileyici idi doğrusu...
Sayfama uğrayıp, bir yudum su içesiye dinlenmişsin...
Kıymetli adını da iliştirmişsin hüzün sayfamın kuytu bir köşesine...

Kusuruma bakma...
Bu gün gelebildim sayfana...
Mesleğini öğrendim, yazılarını, şiirlerini okudum...
Gördüm ki,
insanlarımız değerlerimize fazla ilgi göstermiyorlar...
Bu tür hoş sayfaların ziyaretçisi az oluyor...
Eğlence, gösteriş, şamata peşinde insanımız maalesef...
Bu güzel makaleleri kaç kişi okuyor, meraklardayım?...
Ya da neden bir cümlelik takdir nişanesi bırakmıyorlar?...
Neyse...
Hadi canını sıkmayayım uzunca yazıp...
Seni hep okuyacağım sevgili öğretmenim...
Daima bu güzel sayfanda ve bizimle ol diliyorum...


Düzenleyen sevgicicegii gün: 11/2/2007 saat: 22:58

Yazan: uzakdost Tarih: , 11/2/2007


Tarih: 15:24, 19/7/2009 Kategori: egitim
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

YÜRÜYORUM GELECEĞE

 

 

Çıldıran birilerine inat;

susmadan yaşarken ben,

şafağa uzanıyorum,      

dimdik ve direşken.

 

Ve parlıyor acı günlerde bile umut güneşim.

 

Mücadelem amansız ve kaskatı,

ben almasaydım yerimi

bir başkası dolduracaktı.


Sözü mü olur engellerin,

düşsem üşüşür akbabalar oysa,

yalnızken fırtınalarda.

 

Sevgimi satamam ben,

ve yaşayamam karanlık bir su gibi.


Sinsi gözler bakarken gözüme,

bir bıçak girebilir aniden sırtıma.

 

Biliyorum

karanlığın içinden geçiyor dönemeç.

 

İnanç ve bilgiye kesiliyor inadım,

şiire benzetiyorum yaşamı ve sevgiyi;

ve bozguna uğratıyorum zalimleri.

 

Boyun eğmiş bir kitlenin içinden çıkıp,

dikleştiriyorum başımı;

bilinçle veriyorum yaşam savaşımı.

 

Şafağa uzanırken başlatıyorum,

dirençli ve umutlu baş kaldırımı.


Yanarken aydınlatan yürekler oluyorum,

Sevdalı.

 

Ölürüm yeri geldiğinde sevgi için,

yeri geldiğinde yaşatırım sevgimi.


Işık oluyor, ses oluyorum ben,

ve parlıyor hep umut güneşim.


Zoru seçiyorum ben,

güzeli istiyorum çünkü.

 

Biliyorum ,

bir yürek işçiliğidir yaşamak.


Ve bizim kılıyorum bütün dünyayı;

yalnızlığa teslim etmiyorum

sevgimi ve sevinçlerimi;

 

Ben bir yürek işçisiyim,

ayakta karşılıyorum

bütün bedelleri.


Zaferin ötesine taşıyarak ufkumu,

                        geleceğe yürüyorum.

 

 

İbrahim SARIOĞLU

 

 

 

 

 

 


Tarih: 17:17, 16/6/2009 Kategori: siir
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

GEREK


Güneşin ufukta göründüğü bir anda
Geçmişin paslı sayfalarından soyutlanmak gerek
Bir nefeste, bir solukta
Her şeye yeniden başlamak gerek
Maviye yeniden uçurmak güzellikleri
Nisan yağmurlarında ıslanmak
Yeşilliklere serilmek
Yeniden adaklar adayıp
Yeniden aşık olmak gerek
Yapabilir miyim diye düşünmeden
Yapmaya çalışmak gerek
Farklı yüzlerde aynı çizgiyi arayıp bulmak gerek
Ve yeniden dünyaya açmak gerek gözleri
Her şeyi göze alıp
Eskiyi bavula koyup saklamak
Yeniyi rafa koymak gerek
Aslında işte budur hayat, işte budur yaşamak

Hayatın derin renklerinde aynı tonları bulmak gerek
Kimi zaman ağlayıp, kimi zaman gülmek gerek
Ama ne olursa olsun
Her yeni doğan güne pencereleri açmak gerek
Sonuna kadar, korkmadan
Seni derinden üzen, yaralayan, kanatan duyguları
Paslı bir bıçakla kesip atmak gerek
Tüm geç kalınmışlıklara, gecikilmişliklere
Bir sünger çekmek gerek
Damla damla hayatı göle çevirmek gerek
Ve bazen de anlatabilmek için susmak gerek
Aslında işte budur hayat, işte budur yaşamak

Yasemin ATASOY


Tarih: 10:10, 10/6/2009 Kategori: siir
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

GÜZEL DENİZLİ'MDEN




                                                                                                                   DENİZLİ İL HARİTASI






                                                                                                                                          KARAHAYIT KIRMIZISU




                                                                                                                                              KELOĞLAN MAĞARASI




                                                                                                                                                    KAKLIK MAĞARASI


Tarih: 08:48, 9/5/2009 Kategori: doga ve cevre
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

DOST GÜLLERİ

 

Bir dost sesi vurdu dün odama,

Mavi düşmüş gibiydi sanki ışığa;

Ve ellerime gül yaz dolunayının altında.

 

Tüm kötülükler ıradı bizden;

Uzaklarda bir kadın sevda üstüne

Türküler okudu dupduru bir sesle.

Dost gülleri kokuyordu yaşamın her yerinde.

 

Dost sıcaklığında bölüştük kafamızdakileri,

Yüreğimizi bir de.

 

Sevgiler arıtıldı, arttırıldı sonra,

Dile geldi acılar ve kaygılar.

 

Adlarımız birbirine karıştı kış ayazında,

Ve yaz sıcağında alınterimiz.

 

Güvendik, soluk olduk birbirimize.

 

Gülümseyen sevincin kanıyor bir yanı,

Kırağı vurmuş zeytini,

Ve dalındaki güvercin yaralı.

 

İstemlere denk düşmüyor yaşam,

Ve renkler hızla kirleniyor;

Yine de güller serpiliyor gönlümüze.

 

Dünden bir ileri, yarından bir geriydik şimdi;

Anladık ki çağımız ölen bir rüyadır

Doğmakta olanlar için.

 

Geçmişin derinliklerindeki kökler üstüne

Kuracağız onurlu geleceğimizi.

 

Yaşamı paylaşarak çoğaldık,

         bir gülü, bir gülüşü, bir sevinci,

         acıları, hayatı ve alınterini.

Kendimiz gibi düşünüp,

         duygulandık bir köylü gibi.

 

Gönüllü konuştuk hayatın günlük dilini.

 

Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmedik;

“Dost” deyince açtı içimizde yediveren gülleri.

 

Zulümlere, kederlere ve ölümlere inat

         gül kokuyor nefeslerimiz.

Değmiyor ellerin taşı bize,

Kafamızın içi yıldızlı karanlıklar kadar

         güzel ve korkunç.

İspatladık biz kendimizi,

Haklıyız alnımıza düşse de dost gülleri;

Alnımızın akıyla, yürüyoruz kirlenmeden.

 

Bir gül değse de umuda,

Ve kan damlasa da gülden.

 

Türkü söylemeye devam edecek kalbimiz,

Bugünün tezgahında

Yarını ilmik ilmik dokumaktır çünkü

Bizim işimiz.

 

 

İbrahim SARIOĞLU

 

 

 


Tarih: 09:49, 28/4/2009 Kategori: siir
Yorum (10) | Yorum yaz | Bağlantı

UMUT EKER MİSİN DÜŞLERİNE



Bir el uzansa karanlığın içinden
Açsa avuçlarını
Sunsa yüreğini
Sorgusuz sualsiz teslim etse
Alıp yüreğinin ta içine
Işık görmemiş
Acı değmemiş en bakir yerine koyar mısın
Dünden ırak, yarına gebe bu günde
Umut eker misin düşlerine

Şefkatle bakar mısın
Sevgini verir misin hesapsızca
Yalnızlığına yoldaş eder misin
Akrep ve yelkovanın yarışında
Eşlik eder misin
Hayat maratonunun her kulvarında
Yanında olur musun
Yaşamın en ince çizgisine varmadan
Umut eker misin düşlerine

Serseri yalnızlığı
Silip atar mısın
En derin sulardaki inci tanesini
Bulmak için dalar mısın
Keşkeler denizinde boğulmadan
Umut eker misin düşlerine

Gitmelere veda eder misin
Tövbe eder misin yalanlara
Gururundan vazgeçer misin
Ben'in kölesi olmadan
Umut eker misin düşlerine

Od'unda yanar mısın aşkın
Gözlerine fer olur musun
Hayallerine pusula
Canına can olur musun
Can bedenden ayrılmadan önce
Umut eker misin düşlerine


Birgül Gökbaş



Tarih: 14:14, 24/4/2009 Kategori: siir
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı

DEV YÜREKLİM'E


Ne zaman sataşsam ürpermiş çocukluğuma,
Yüzüme yapışır emanet korkularım.
Sıyrılıp çıkarken çocuk korkular arasından
Yalancı , komik zaferler duyarım.
Sokaklarında çocukluğumun eskidiği
O şehirde;
Bir nokta var, yalnızca benim bildiğim.
İşte o noktada yaşlandı babam.
Ben babamın o noktada olmaması korkusundan,
Hiç doğrulamam.
Ayaz bir otogarda,
Sabahlarca,
Yıllarca,
Otobüslerce ,
Büyürdü babam.
Uzun yıllar sonra anladım;
Aslında onun eli ayağı küçücük,
Kısa boylu bir adam olduğunu.
Kendimi çok büyümüş hissederdim;
Akşamları babamın yorgun çoraplarını yıkarken.
- Çoraplar elimde büyürdü. -
Meğer babammış asıl büyük olan;
Akşam yıkanıp, sabaha kurutulan
Tek çoraplık ömrünü bize adayan kahraman.
Kısa bacaklarıyla durmadan koştururken,
Emanet pabuçlar yorulmuş da,
Hiç yorulmamış babam.
Çocukluğumun unutulmaz resmidir;
Çamaşır ipinde salınan,
Yakaları yırtılmış, solgun gömlek.
- Ki ben hiç sevmezdim o gömleği. –
Meğer yıllar kutsamış onu.
Aynı gömleği yıllarca babam giymiş,
Tepeden tırnağa adam giymiş.
Kimse için kıpırdayamayan,
Uzun,
Gösterişli
Cücelerin ülkesinde
Benim kısa babam koca yürekli bir devmiş.
Sokaklarında çocukluğumun çıldırdığı
O şehirde;
Bir nokta var yalnızca benim bildiğim.
İşte o noktada devleşti babam.
Çok baharlar konsun daha
Onun dev yüreğine...


Özlem KESKİN


Tarih: 11:11, 15/4/2009 Kategori: siir
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

BULDAN YAYLA GÖLÜ





BULDAN YAYLA GÖLÜ - 1







BULDAN YAYLA GÖLÜ - 2





BULDAN YAYLA GÖLÜ - 3






Kaynak : Sait YALÇIN
























Tarih: 10:29, 13/4/2009 Kategori: doga ve cevre
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

DOST BULMAK



Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa...
"Ona" şöyle, içine sindire sindire, kocaman bir sarılsa... Ne iyi olur değil mi?

 

Dostunuz! Dostunuz var mı? Kadın ya da erkek... Hiç fark etmez. Gerçek dostun cinsiyeti olmaz. Paylaştığınız birileri var mı? Var ise mesele yok.

Yok ise, gidin bulun hemen! Sırlarınızı paylaştığınız. Özlediğinizi açık yüreklilikle söylediğiniz. "Canım benim!.." dediğiniz... Telefonda bile saatlerce konuştugunuz, sıcacık biri...


"O"nu görmediğinizde yüreğinizin "pıt-pıt" attığını hissettiğiniz, bir dostunuz var mı? Dert ortağı, sohbetlerinizi paylaştığınız, yalnızlığınızı anlattığınız, sevincinizi hisseden biri... Yalnız kaldığınızı düşündüğünüzde, birilerine öfkelendiğinizde, sevdiklerinizi özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı?


Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı.
Arayan, soran, "Seni özlüyorum" diyen biri.

 

Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! Anlayışla karşılar herşeyi...


Hataları, günahları sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla...
Hiç yalnız kalmazsınız nitekim... Böyle bir dost bulmak için fazla bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten.
(Elektrik olayı..)

Bir gün bir bakarsınız karşınızda... Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar...


Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz. Kadın, erkek bir dost bulun! Ama gerçek olsun.


Aradığında işinizi değil, sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin! Cinsiyeti olmasın!


Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin.


Gerçekçi olsun. Yanıltmasın, kandırmasın! İçten, sevecen, sempatik, sevdaları, özlemleri anlayabilen biri olsun. Anlasın! Ağzıyla değil, gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasın!


Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın.


Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın! Paylaşırım." desin.


Bir dostunuz olsun.


Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...


Dost olsun!


Ama... Gerçek bir dost..

D O S T Ç A   K A L I N...

 

Tarih: 14:14, 6/4/2009 Kategori: sevgi ve dostluk
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->