Bir DüŞ _ Bir GüLüŞ _ Bir DüŞüNüŞ ...

Tanım

Müzik, özellikle de türkü tutkunu... Okumak, düş kurmak, gülümsemek ve düşünmek gibi alışkanlıkları ve "sevgi" saplantısı var ... İnsanları, hayvanları; özellikle çiçekleri, çocukları ve SU'yu çok sever... Doğaya tutkun, yeşile düşkün, dağlara aşık bir mavilik vurgunu... Mu Uygarlığı'ndan beri gerçek bir yurtsever ... Barışçı, savaşa, zulme ve sömürüye alabildiğine karşı. Sevgi'nin sonsuz gücüne, aşk'ın ölümsüzlüğüne bütün içtenliğiyle inanmış bir yürek!.. Çalışmak, üretmek ve üretilen değerleri paylaşmak için çabalıyor... Her zaman arayıp açılabileceğiniz, paylaşımda bulunabileceğiniz bir dost. Sizin gibi, içinizden...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* aydın
* denizli
* kütahya
* mardin
* metem
* gncdenizli
* HaBeR20
* Denizlili
* AltınBilgiDershanesi
* DOÇEV
* GeLişimDershanesi
* Sinop
* Balca
* Sanatsal
* BirizBiz
* Yeşiller
* Gençbilim
* Nazilli'm
* KaracasuMeM
* Karahayıt
* YıldızÇini
* ErtanDoğan
* Buldan
* CanDündar
* ÜçNokta
* İzEdebiyat
* EkoPak

Kategoriler

  • Ataturk ve Ataturkculuk
  • baris
  • ders veren oykuler
  • doga ve cevre
  • efsane
  • egitim
  • gulmece
  • masal
  • oyku
  • ozlu sozler
  • sevgi ve dostluk
  • siir
  • toplum ve dusunce
  • toplum ve dusunce

  • GÜZEL DENİZLİ'MDEN




                                                                                                                       DENİZLİ İL HARİTASI






                                                                                                                                              KARAHAYIT KIRMIZISU




                                                                                                                                                  KELOĞLAN MAĞARASI




                                                                                                                                                        KAKLIK MAĞARASI


    Tarih: , 9/5/2009 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (1) | Bağlantı

    BULDAN YAYLA GÖLÜ





    BULDAN YAYLA GÖLÜ - 1







    BULDAN YAYLA GÖLÜ - 2





    BULDAN YAYLA GÖLÜ - 3






    Kaynak : Sait YALÇIN
























    Tarih: , 13/4/2009 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (4) | Bağlantı

    TELLİ KAVAK

     

     

    Bir telli kavak büyürdü

    Daday’ın Çiğdere Köyü’nde usuldan usuldan

    Yerin karanlığından azad olmuş

    Aydınlık sular yürürdü ayaklarının ucundan

    Kendi halindeydi Telli Kavak

    Geceleri gökyüzüne bakarak

    Samanyolunu düşünürdü yaprak yaprak

    Başka şey de dilemezdi

    En uzak rüzgâra kaptırmıştı başını

    Ona konmayan kuşa kuş

    Ona değmeyen rüzgâra da rüzgâr denmezdi.

     

    Gel zaman git zaman

    Kızını everecekti Çiğdereli Halil

    Cebindeki yetmezdi.

    Bir gece sabaha karşı

    Veryansın etti baltayı

    Ayak bileklerine tellinin

    Uyanıverdi ilk vuruştan...

    “Aman” dedi Telli Kavak, “Vurman!”

    Sular bulandı ayaklarının ucundan

    Yapraklar yalvardı hep bir ağızdan: “Vurman!”

    Aman zaman dinler miydi Çiğdereli Halil

    Kızını everecekti, cebindeki yetmezdi.

    Yıkılıverdi Telli Kavak

    Ortasında gecenin boylu boyuncak.

    “Oldu mu ya?” dedi Telli Kavak

    Böğründe duran baltaya,

    “Yaşayıp gidiyorduk şunun şurasında.

    Kim gönderecek şimdi selamınısuların

    Samanyoluna yaprak yaprak?

    Ne olacak şimdi rüzgâr?

    Kuşlar nereye konacak?”

    Oradan oraya atıldı Telli Kavak

    Elden ele satıldı.

    Boynuna dört demir takıldı

    Çankırı’ya beş mavzer atımı

    Uzak bir tepenin duldasına çakıldı

    Telgraf direği oldu Telli Kavak

    Vınladı durdu telgrafın telleri boynunda.

    Samanyoluna baktı geceleri

    Suları düşündü ayaklarının ucunda,

    Yaprakları düşündü

    Rüzgârı düşündü avucunda

    Gözleri dolu dolu oldu

    Bir türkü tutturdu en sonunda:

    “Telgrafın tellerine kuşlar mı konar

    Herkes sevdiğine canım  böyle mi yanar.”

     

     

     Aydın GÜN

     

     


    Tarih: , 7/12/2008 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (5) | Bağlantı

    HER İNSAN BİR YILDIZ

     

     

    Yıldızların evren içindeki hayatları, tıpkı insanların yeryüzündeki yaşamlarına benziyor. Birçok yıldız ulusu ve kavmi var; bunların adları “Evren Adaları”. Bu adalar da iki eşit: Helezonlu Bulutsular ve Küre Yığınları.

    İçinde bizim Güneş’in de bulunduğu Samanyolu, Helezonlu Bulutsu’lardan. Milyarlarca yıldızın birbirine yapıştığı gazlı muazzam sis bulutları bunlar. Küre Yığınları’nın şekilleri küre gibi ve içlerinde milyarlarca yıldız var. Yani yıldızlar, büyük topluluklar halinde yaşıyorlar.

     

    Gökyüzünde de, yeryüzünde olduğu gibi “toplum hayatı” var. Bu topluluklar ailelerden, yani Güneş Sistemleri’nden oluşuyor. Ölü ve diri milyarlarca gökcisminden oluşmuş dev bir ulus olan Samanyolu’nun bizimkine benzer yüz bin sistemi var.

     

    Güneş, kendinden doğduğu için fiilen kızları olan gezegenler üzerinde koruyucu baba rolünü üstlenmiş. Uydularsa, gezegenlerin çocukları ve Güneş Sistemi ataerkil bir aile görünümünde.

     

    Yıldızlar da insanlar gibi çiftler halindeler; yani tamamen aynı büyüklükte ve aynı ağırlıkta, merkezi çevresinde birlikte hareket eden iki yıldız gibiler…

     

    İnsanlar gibi doğuyor yıldızlar da; genç oluyorlar, olgunlaşıyor, sonra da yaşlanıp ölüyorlar.


    Beyaz ve mavimtrak görünümlü dev yıldızlar göğün delikanlıları ve gençlik çağlarını yaşıyorlar. Zaman içinde yavaş yavaş küçülüyor, önce sarı, sonra kırmızı oluyor ve gittikçe ufalıyorlar. Bu ihtiyarlık belirtileri bizim Güneş’imizde var; sararmış ve cüceleşmiş. En sonunda da ışıldamaz olup ölüyorlar. Karanlık yıldız cesetleri, yaşayan kız kardeşlerin parlakları arasında dolaşmaya devam ediyor.

     

    İnsanlarda olduğu gibi yıldızların da ölüleri dirilerinden fazla. Işık ve hareketi zengin olan Sarı Yıldızlar, ihtiyar ve fakir yıldızlardan az; Dev Yıldızlar ve Üstün Dev Yıldızlar ise, Cücelerden çok daha az.


    Gökyüzünde de sayı egemenliği insanlardakine benziyor; ölüler, orta yaşlılar ve fakirler çoğunlukta. Beyaz ve mavimtrak olan Dev Yıldızlar çok müsrifler; hesapsız bir cömertlikle yanıyor ve aydınlatıyorlar. Her an ışık ve ısı seli yağdırıyorlar. Çünkü onlar göğün delikanlıları; ama bu kısa sürüyor. Gökyüzü, olgun ve sarı, daha küçük, daha soğuk ve daha yaşlı yıldızlarla dolu.

     

    Hiç ışıldamayan ve bizim kendilerini görmemize izin vermeyen yıldız kümeleri de var. Bunlar da, bizim gelişimini tamamlayamayan insanlarımızı andırıyor.

     

    İnsanlar kütlelerine göre, Güneş ve gezegenlerden daha uzun yaşıyor. Dünya, Güneş’e göre iki milyar yaşında ve bir o kadar daha yaşayabilir. Eğer ömrünü yıldızlara oranlarsak, birçok trilyon yıl olabilir.


    Yıldızlar sadece maddi cisimler değil, insanlar gibi canlı yaratıklar ve tıpkı insanlar gibi besleniyorlar. Boşlukta dolanan sayısız göktaşı ve elektronu yiyorlar; eğer böyle olmasaydı daha erken ölürlerdi çünkü.

     

    Ve yıldızlar da tıpkı bizim gibi doğuruyorlar. Güneş bir baba ve evrenin doğumu, başka bir yıldızı da olmadan gerçekleşemiyor. Bu Dev Yıldız Güneş’e yaklaşınca Güneş Baba’nın vücudundan gazlı bir madde çıkıyor. Hızlı dönüşün etkisiyle aşk halindeki yıldızdan ayrılan parçalar soğuyunca da “gezegen” oluyor.  


    Evrenin her zerresi titriyor, itiliyor, çekiliyor, seviniyor ve acı çekiyor. Görkemli boşluktaki Dev Yıldızlar, küçük gezegenimiz üzerindeki küçük insanlar gibi sanki.

     

    Onlar da bizim gibi çiftler, aileler ve uluslar halinde yaşıyorlar. Bizim gibi doğuyor, genç oluyor, olgunlaşıyor ve yaşlanıp ölüyorlar.

     

    Orada da dahiler, zenginler ve yaşayanlar ayrıcalıklı durumdalar. Talihleri, doğaları ve huyları tıpkı bizim gibi yıldızların. Orada da bir yıkımı sevgi izliyor.

     

    Yeryüzünün küçücük bir canlısı olan insan, her bakımdan yıldızlara benziyor; gökyüzü ile akrabayız ve her insan da bir yıldız gibi.


     


    Tarih: , 19/6/2008 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (0) | Bağlantı

    UNUTTUĞUMUZ DUYGULARA -dair- SESLENİŞ




    Anne:

    - Üşüyeceksin yavrum.

    Çocuk:

    - Üşümek nedir anneciğim?

    Anne:

    - Kızım sana bunu nasıl anlatsam ki? Özlemlerimi nasıl dile getirsem bilemiyorum.

    Üşürsün, birine sarılmak gereği duyarsın ısınmak için. Bu seni çok mutlu eder, bir başka yüreğin, bedenin sıcaklığını hissedersin… Ve ısınırsın. Dünya o zaman bir başka güzel görünür gözüne, gönlüne…

    Çocuk:

    -Anneciğim bu sıcakta çok sevdiklerimin bile bana sarılmasını istemiyorum. O kadar bunalıyorum ki… Ve ne demek istediğini bir türlü anlayamıyorum. Benim yaşantımda böyle bir anlam olmadı ki hiç…

     
    *****

    Baba:
     
    - Gömleğin eflatun olmalıydı, sana çok yakışırdı oğlum. Herkesten farklı olur, fark edilirdin…

    Genç:

    - Eflatun nasıl bir renktir baba, gözümde canlandıramıyorum, hatta hayalimde bile…

    Ve…

    Duygularımı arıyorum gören, duyan var mı?

    Üşüme duygum neredesin?

    Isınma duygumun tadına ne oldu?

    Görme duygumun renkleri kaybolmuş.

    İşitme duygum; s
    u sesini anımsıyor musun?

    Koklama duygum; ç
    içek, ağaç kokularının çeşitliliğinden haberin var mı? Haberin kaldı mı?

    Tat duygum; b
    u renksiz yiyeceklerin, renksiz tadından başka ne bildiğin kaldı ki?

    Duygular, hepsi birden seslendiler:

    - Tüm bu soruları bize soracağına neden suları daha dikkatli kullanmadın?

    - Neden atmosferin bir gün inceleceğini ve delineceğini düşünmeden ve tedbirini almadan yaşadın, sonunu düşünmeden…

    - Neden ağaçları kestin bilinçsizce, çiçekleri koparttın, çimenlerin üzerinden yürüdün…

    - Neden her tarafı gri betona çevirdin? Dünyanın soluk almasını engelledin?

    - Neden savaşa karşı duymadın? “Başkasının ülkesi beni ilgilendirmez,” deyip sustun…

    - Neden çok satmak için, her şeyi göze aldın da paylaşmayı bir türlü düşünemedin?

    - Neden yok edilemeyen çöpleri kabullendin ve her yere, denizlere attın… Neden dünyayı açık çöplük yaptın?

    - Neden doğadan, güneşten, rüzgardan insanca yararlanmayı düşünmedin?

    - Neden kitap okuyup bilgilenmedin?

    - Neden eğitim sistemlerini ve yöntemlerini incelemedin? Ve çocukları, gençleri çeşitliliğe, farklılığa saygı duyan düşünen, hayal eden yapmadın da, yönetilmesini öğrettin?

    - Neden hormonlu yiyecekleri aldın?

    - Neden eleştirel bakmadın?

    - Neden önüne konan her şeyi kabullendin, hiç incelemeden, araştırmadan, düşünmeden…

    - Neden tembellik ettin?

    - Neden… Neden… neden…


    - Ne kadar değerli olduğunu keşfetmen için ille bir felaket olması mı gerekiyordu?

    Ve…

    Yalnızlığı çok iyi tanır oldum. Sıcaktan kimseye yaklaşamayarak... Sarılmamayı öğrendim. Çünkü insanların, hayvanların vücut şekilleri o kadar bozulmuştu ki… Nerden tutacağım, nasıl sarmalayacağım?

    Kalmayan kokularını nasıl duyacağım soyumun? Ve bazılarına nasıl daha çok yaklaşacağım bu yüzden? Ciltleri elime değdiğinde dökülüyor pul pul ve yapışıp kalıyor bedenime, rahatsız ederek…

    Çeşitlilik nedir? Dilde ayrıcalık ve bunun getirdiği zenginlikler de nasıldır?

    Farklılık nedir? Çiçeklerde, ağaçlarda, böceklerde hatta insanlarda, renklerde. Her şey birbirine o kadar benziyor ki… Öylesine renksiz, tek, sıkıcı ki…

    Duygularımı bulamıyorum. Bir zamanlar ayırımına, tadına varamadığım ve yeteri kadar değer veremediğim duygularımı arıyorum. İşte kayboldular bakın…

    Duygularım neredesiniz?

    Duyarlılığım çok olsaydı, şimdi duygularımı arar olur muydum acaba?

    Bizi kurtaracak bir şeyi biliyorum ama ve hala tükenmemize engel olacak şeyi; sevgiyi


    Tülay ÇELLEK

     

     

     


    Tarih: , 4/1/2008 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (0) | Bağlantı

    Nükleer Enerji Yalanları ve Gerçekler…

     


    TURÇEP (Türkiye Çevre Platformu) Nükleer enerjinin yol açacağı olumsuz sonuçlar konusunda bir açıklama yaptı. Açıklamada yenilenebilir enerjinin dünya genelindeki ihtiyacın karşılanmasına katkısı nükleer enerjiden daha fazla olduğu belirtiliyor.


     

    Açıklamada şu görüşlere yer veriliyor:

     

    Nükleer Enerji Sonu Olmayan Bir Yoldur...


    Uranyum kısa bir süre sonra tükenecek, peki ya sonra? Kaynağı sınırlı olan fosil yakıtlar gibi nükleer enerji de sonu olmayan bir yoldur. Çünkü nükleer santrallerde kullanılan uranyum doğada çok az miktarda bulunan bir maddedir. Bu problemi çözmek için ortaya atılan, nükleer atıklardan tekrar hammadde kazanmayı öngören teknolojik projeler ise teknik ve ekonomik nedenlerden dolayı uygulanır duruma getirilemiyor. Birkaç on yıl içinde atom endüstrisinin yakıtı tükenecek. Belli bir süre sonra uranyumunla beraber petrol ve doğalgaz da tükeneceği için insanlık, enerji ihtiyacını uzun vadede ancak yenilenebilir enerjilerle ve enerji kullanımında gereksiz kayıpları önleyerek karşılayabilecek.

     

    Nükleer Enerjinin İklimi Koruma Palavrası…


    Nükleer enerji dünyadaki iklim değişikliklerini durduramaz. Nükleer enerji sektörü, nükleer santrallerin kömür, petrol ve doğalgazın yerine geçemeyeceğini kabul ediyor. 2050 yılı itibarıyla, fosil kökenli enerjinin sadece % 10 unun nükleer enerjiden sağlanması planlansa bile, yaklaşık 1000 tane yeni Nükleer santralin kurulması gerekir (şu an dünya genelinde yaklaşık 440 tane mevcut). 1000 yeni santralin kurulması mümkün olsa dahi inşa edilmesi onlarca yıl sürer. Bu kadar çok santral kurulunca da uranyum rezervleri çok kısa sürede biter. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı nın da (IAEA) itiraf ettiği gibi, iklim değişikliğini durdurmak için hızla müdahele etmek gerekiyor ama nükleer enerjinin bu hızla yaygınlaştırılmasının imkânı yok. Dünya iklimindeki olumsuz gelişmeleri durdurmanın çaresi başka: Dünya iklimini korumak sadece yenilenebilir enerji ve bununla bağlantılı olarak enerjinin etkin kullanımı ve enerji tasarrufu ile mümkündür.

     

    Nükleer Santraller Nükleer Atık Üretiyor…


    Nükleer santraller uranyumu işlerken bunu çekirdek parçalanması yoluyla yüksek radyoaktivite taşıyan nükleer atıklar haline dönüştürüyor. Nükleer atıklar, yaydıkları yüksek dozdaki radyoaktif ışınlar nedeniyle insanlar için hayati tehlike taşıyor. Bu nedenle nükleer atıkların yüzbinlerce yıl boyunca insanlara, tüm canlılara ve bitkilere ulaşamayacak şekilde saklanması gerekiyor. Nükleer santraller, yaklaşık 50 yıldır faaliyet gösteriyor. Ancak bu güne kadar kimse nükleer atıkların nasıl ve nerede nihai olarak saklanabileceğini bilmiyor. Nükleer santrallerin ürettiği yüksek radyoaktivite taşıyan atıkların güvenilir bir şekilde bertaraf edilmesi için dünya çapında bulunmuş tek bir yöntem bile yok. İnsanlık tarihinin çok küçük bir döneminde kullanılabilecek olan nükleer enerji, yarattığı nükleer atıklarla dünya tarihinin çok uzun bir dönemine bela olacak bir miras bırakıyor. Dünya yüzündeki ilk insanlar nükleer santraller kurmuş olsalardı, o santrallerin yüksek radyoaktivite taşıyan atıklarının bugün hâlâ bekçiliğini yapıyor olacaktık.

     

    Nükleer Enerji Bir Atom Bombası Fabrikasıdır…


    Nükleer enerji, nükleer silahların yayılmasına zemin sağlıyor. Son yıllarda, atom bombası geliştiren ve imal eden ülkeler, başlangıçta sivil amaçlar taşıyan atom programı yürütüyorlardı. Fakat bu sivil programlar, çoğunlukla askeri amaçları gizlemeye yarıyordu. Sivil programlar yoluyla bu devletler, gerekli teknolojilere ve atom bombası yapmak için gerekli bilgi birikimine ulaştılar. Sonuç: Nükleer teknoloji ihracı ve nükleer teknolojinin yaygınlık kazanması nükleer silahların yayılması riskini de önemli ölçüde arttırıyor.

     

    Nükleer Enerji Yalanları…


    Enerji ihtiyacının karşılanması için Nükleer santrallere muhtaç değiliz.Nükleer enerjinin önemini vurgulamak için atom endüstrisi, nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payına dikkat çekiyor. Oysa nükleer enerjinin, dünya genelinde enerji tüketimindeki payına bakıldığında, insanlığın enerji ihtiyacının karşılanmasında hemen hemen hiç öneminin olmadığı ortaya çıkıyor. 2001 yılında, nükleer elektrik, dünya enerji gereksiniminin % 2,3 kadarını karşıladı. Yenilenebilir enerjinin dünya genelindeki ihtiyacın karşılanmasına katkısı halihazırda daha fazla. İnsanlık, nükleer enerjinin sahip olduğu küçük bir paydan rahatlıkla vazgeçebilir. Nükleer kaza riskleri, yüksek radyoaktivite yayan nükleer atıklar ve bunların güvenli bir şekilde saklanmasının getirdiği masraflarda göz önünde tutulursa, nükleer enerjinin kısa bir süre için sürebilecek olan küçücük getirisi hiç de ekonomik olmayacaktır. Nükleer enerji tehlikeli ve gereksizdir.

     

    Nükleer Enerji Hayatlarımızla Kumar Oynamaktadır…


    Avrupa reaktör kazası riski: % 16. Nükleer santrallerde, teknik eksiklikler ve insan hatalarından dolayı çevreye büyük ölçüde radyoaktif maddelerin yayılmasına yol açabilecek çok ciddi, felaket düzeyinde kazalar olabilir. Resmi "Alman Nükleer Enerji Santralleri Risk Araştırması Aşama B ye göre, 40 yıldır faaliyet gösteren bir Alman nükleer santralinde reaktör patlaması riski oranı %0,1. Avrupa Birliği ülkelerinde, toplam 150 yi aşkın nükleer enerji santrali faaliyet gösteriyor ve dolayısıyla Avrupa da bir reaktör patlama riski % 16 yı buluyor. Bu ihtimal, zarla ilk atışta 6 atma ihtimaline eşittir. Dünya genelinde 440 nükleer santral faaliyette, bu da 40 yıllık bir süre içinde reaktör patlaması riskinin % 40 a çıkması anlamına geliyor. Çernobil faciasızındaki reaktör patlamasının gösterdiği gibi böyle bir kaza neticesinde onbinlerce insanın ölebileceğini hesaplamak gerekiyor.

     

    Nükleer Enerjiye Alternatifler…


    Güneş, rüzgâr, su ve organik atıklardan elde edilecek enerji tüm ihtiyacı karşılar. 2002 yılında parlamento, Almanya nın enerji ihtiyacının 2050 yılında tümüyle yenilenebilir enerjiden sağlanabileceğini belirten bir plan sundu. Almanya gibi küçük yüz ölçümüne sahip fakat yoğun nüfusu ve enerji kullanımı olan ve yüksek hayat standardına ulaşmış bir ülke için mümkün olan, her yerde mümkündür. Şu an, dünyada kullanılan toplam enerji miktarından daha fazlasının 2050 yılında sadece yenilenebilir enerjiden elde edilebileceğini enerji sektörü ilgilileri dahi kabul ediyorlar. Dünyanın enerji ihtiyacı, güneş enerjisiyle ısıtma ve elektrik üretme tesislerinden, rüzgâr santrallerinden, barajlardan ve organik atıklardan enerji üreten farklı teknolojilerden karşılanabilir. Aynı zamanda dünyanın enerji ihtiyacındaki artışı sınırlandırmak için enerji kullanımında tasarrufu sağlayan teknolojiler kullanılmalıdır. Güneş enerjisi sektörünün hızla gelişmesi, yeryüzünde sınırlı miktarda bulunan petrol, doğalgaz ve uranyum gibi hammaddeler için savaşların çıkmasını engellemek yolunda önemli bir adım olacak.

     

    Nükleer Enerji Daha Az İş Demek…


    Rüzgâr enerjisi istihdam yaratmakta, nükleer enerjiyi geçti. Nükleer enerji yüksek sermaye, yenilenebilir enerjiler ise yoğun insan emeği gerektiriyor. Almanya örneğinde de görüyoruz ki, 2002 yılında nükleer enerji sektöründe yaklaşık 30.000 insan çalışırken yalnızca rüzgâr enerjisinde çalışan insan sayısı 53.000 i geçiyordu. Genel enerji üretimindeki payı düşük olmasına rağmen, tüm yenilenebilir enerji dalında çalışan toplam insan sayısı 120.000 civarındaydı. Yenilenebilir enerji sektöründe çalışan insan sayısı her gün artıyor. Yenilenebilir enerji sektörü daha da gelişirse, dünya çapında milyonlarca insana iş imkânı sağlanabilir."

     


    Caner Gökbayrak, TÜRÇEP Dönem Sekreteri
    Tanay Sıdkı Uyar, TÜRÇEP Koordinatörü 

    www.bugday.org/article.php?ID=2269

     

     


    Tarih: , 15/11/2007 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (11) | Bağlantı

    YAYLALAR YEŞİL KALSIN

      
                    BULDAN SÜLEYMANLI YAYLASI'NDAN BİR GÖRÜNÜM

     

    BULDAN SÜLEYMANLI YAYLASI'NDAN BİR GÖRÜNÜM

     


    BULDAN SÜLEYMANLI YAYLASI'NDAN BİR GÖRÜNÜM

     

     

    İŞTE BU YAYLALAR

    HEP YEŞİL KALSIN DİYE,

     

    KUŞLAR CIVILDAŞABİLSİN DİYE,

     

    ÇOCUKLAR KOŞUŞTURABİLSİN DİYE

     

     

    NÜKLEER ATIK SANAYİSİNİN ÜLKEMİZDE KURULMASINA

    HAYIR

    DİYORUM...

     



    Tarih: , 14/11/2007 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (5) | Bağlantı

    DENİZLİ'DEN DOĞA GÖRÜNÜMLERİ

    ÇİVRİL TABİAT PARKI

     


     

    ESEN GÖLETİ

     

     


    GÖKPINAR BARAJI

     

     


    GÖKPINAR MESİRE YERİ

     

     


    KAKLIK MAĞARASI

     


    KARAHAYIT KIRMIZI SU

     

     


    KARAHAYIT KIRMIZI SU

     

     


    KELOĞLAN MAĞARASI         

     


    Tarih: , 14/11/2007 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (2) | Bağlantı

    BUNLARI BİLELİM

     


     

    ·       Yurdumuzda doğal olarak bulunan 9000 bitki türünden 300’nün yalnızca ülkemizde bulunduğunu,

     

    ·       Ülkemizde yaşayan hayvan türü sayısının, Avrupa’da yaşayan hayvan türlerinin bir  buçuk katı olduğunu,

     

    ·       Ülkemizde doğal olarak 120 memeli, 440 kuş, 13 sürüngen ve 350 balık türü yaşadığını,

     

    ·       Ülkemizde yaşayan 15 memeli, 46 kuş ve 18 sürüngen türünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu,

     

    ·       Dünyanın büyük kuş göç yollarından ikisinin Anadolu’dan geçtiğini,

     

    ·       Ülkemizde, biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en verimli alanları olan sulak alanlardan uluslar arası öneme sahip 56 sulak alan bulunduğunu,

     

    ·       Ülkemiz topraklarının üçte ikisinin su ve rüzgâr erozyonu etkisi altında olduğunu,

     

    ·       Her yıl 1 cm. kalınlığında ve Kıbrıs adası büyüklüğünde toprağımızın erozyonla yok olduğunu,

     

    ·       Bir ton beyaz kâğıt geri kazanıldığında 17 çam ağacının kesilmesinin önlenmiş olacağını,

     

    ·        Geri dönen her bir ton cam için 100 litre petrol tasarruf edilmiş olacağını,

     

    ·       Ülkemizde yılda yaklaşık bir milyon ton kâğıtla gereksiz yazışma yapıldığını,

     

    ·       İnsanların birbirine gönderdiği mektupların % 44’nün  okunmadan çöpe atıldığını,

     

    ·       Yalnızca 100 000 aile gereksiz yazışmayı durdursa, her yıl 150 000 ağacın kesilmekten kurtulacağını,

     

    ·       Bir insanın, ömrünün sekiz ayını gereksiz yazışma zarflarını açmakla geçirdiğini,

     

    ·        Doğaya atılan atıkların % 60’nın boya ve boya ürünleri olduğunu,

     

    ·        Otomobil hortumla yıkandığında yaklaşık 550 litre su harcandığını,

     

    ·        3,7 litre benzinin yaklaşık 3 milyon litre içme suyunu kirlettiğini,

     

    ·        Doğada bir cam şişenin 4 000 yıl, plastiğin 1 000 yıl, cikletin 5 yıl, bira kutusunun 10-100 yıl, sigara filtresinin 2 yıl süreyle yok olmadığını,

     

    ·        Bir büro elemanının yılda 81 kg yüksek vasıflı kâğıdı çöpe attığını,

     

    ·        Bir topak tereyağı  üretmek için 400 litre suya ihtiyaç olduğunu,

     

    ·       Büyük bir kayın ağacının 72 kişinin bir günlük oksijen ihtiyacını karşıladığını,

     

    ·        Dünyadaki suların % 1’nin kullanılabilir su olduğunu,

     

    ·        Dünyada sağlıksız sulardan her gün 25 000 kişinin öldüğünü,

     

    ·        Son 3-4 yılda 24 milyon hektar alanın çölleştiğini,

     

    ·       Dünya yüzeyinin % 6’sının çöl olduğunu, % 29’unun da çölleşme yolunda olduğunu,

     

    ·       Dünya nüfusuna her gün 250 bin, her yıl 93 milyon kişinin katıldığını,

     

    ·        Dünyamız için yapılacak dünya kadar işimiz olduğunu,

     

    “Son balık öldüğünde,

    Son nehir kuruduğunda,

    Son ağaç kesildiğinde,

    Paranın artık para etmeyeceğini...”

                                                 

                                                  BİLELİM OLMAZ MI?

     

     

     


    Tarih: , 16/7/2007 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (2) | Bağlantı

    ŞEF SEATTLE'ın Mektubu

       

    1854 yılında A.B.D. Başkanı yazdığı bir mektupla Amerika'ya  gelen beyaz  göçmenlere toprak  bulmak amacıyla Kızılderililer’den toprak  istemiş ve bu   isteği kabul edilecek olursa, Kızılderililer’e rahatlıkla yasayabilecekleri   bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

     

    Topraklarının büyük bir bölümü zaten  beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Kızılderili Reisi Seattle   bir söyleviyle A.B.D. Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak   A.B.D. başkanına gönderilmiştir.

     

    Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.

     

    İnsan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak   günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır.

         

    ŞEF SEATTLE'IN MEKTUBU

     

    Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü   bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir.

     

    Sözlerim, asla yer  değiştirmeyen yıldızlar gibidir.

     

    Şef Seattle her ne söylerse, Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da  mevsimlerin dönüşüne inandığı ölçüde inanabilir.

     

    Washington'daki büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte   bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim   arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığını biliyoruz. Merak ediyoruz ki  gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç. 

     

    Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgârda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kuru yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.

     

    Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve   sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce  yıllık deneylerin bir parçasıdır.

     

    Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız. Beyazlar için durum böyle değildir. Bir beyaz, öldükten sonra yıldızlar âlemine göç ettiği zaman, doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimiz ise bu toprakları unutmaz. Çünkü Kızılderili, gerçek anasının toprak olduğuna inanır.

     

    Washington'daki Büyük Beyaz Reis bizden toprak almak istediğini yazıyor.  Bu bizim için büyük bir fedakârlık olur. Büyük Beyaz Reis, bize rahat  yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz Kızılderililerin ise onun çocukları olacağımızı söylüyor. Bu önerinizi   düşüneceğiz. Ama yine de bunun kolay olmayacağını itiraf ederim. Çünkü bu topraklar bizim   için kutsaldır.  

     

    Nehirlerin ve ırmakların suyu, bizim için sadece akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda.  Bu toprakları size satarsak, bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. 

     

    Biz nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize? 

     

    Biliyorum beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.  

     

    Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz.  

     

    Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça, yaşamın ne değeri olur?  

     

    Bir Kızılderili’yim ve anlamıyorum. Biz Kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgârın sesini ve kokusunu severiz. Çam ormanının kokusunu taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş meltemleri severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak   olursak, havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğdukları gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı? 

     

    Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var: Beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı göstersin. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor.

     

    Biz sadece yaşayabilmek için avlardık buffaloları.  

     

    Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.  

     

    Şu gerçeği iyi biliyoruz:

     

    Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi, ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.  

     

    Bildiğimiz bir gerçek daha var:

     

    Sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yaratıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz.  Ama hepimizi yaratan Tanrı için Kızılderili ile beyazın farkı yoktur. Ve Kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır.  

     

    Beyaz adamı bu topraklara getiren ve Kızılderili’yi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.  

     

    Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş.  İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.  

     

    Gündüz ve gece bir arada olamaz.  

     

    Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız.  Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Bu geniş topraklara yerleşmiş ve mutluluk içinde yaşamış olan neslimiz, daha önce bizden daha güçlü ve daha umut dolu yaşamış insanlarımızın mezarları başında yas tutacaklar. Ama niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son Kızılderili yok olup, kabilemin hatıraları Beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.  

     

    Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkânda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır. Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü ölüler güçsüz değildir.

     

    Ölü mü dedim?   Ölüm diye bir şey yoktur ki, sadece dünya değiştirir insan.

     

    Şef Seattle, 1854

     

     


    Tarih: , 21/1/2007 Kategori: doga ve cevre
    Yorum (2) | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->