Öğretmen insanın aile ortamından çıkıp toplumsal hayata ilk adımlarını atmaya başladığında aile efradı haricinde karşı karşıya geldiği ilk sosyal otoritedir. Bizim aile dışındaki dünyadan haberdar olmamız, o dünyada nasıl davranmamız gerektiğinin, nasıl ve ne şekilde hayatta daha başarılı olabileceğimizin bilgilerini öğretmenlerimizden alırız. Çünkü öğretmen bunun için vardır. Öğretmelerimiz ilk okuldan hatta ana okulundan başlayarak üniversiteden mezun oluncaya kadar tüm hayatımız boyunca düşünce ve davranış biçimimizi birinci dereceden etkileyen ve belirleyen anne ve babadan da önemli, çünkü onlar hem anne hem de baba olurlar yeri geldiğinde, modeller ve ideallerdir. Bu nedenlerle de hayatımızda çok önemli bir rol oynar ve bu yüzden de tarih boyunca hep yüceltilmiş ve kutsanmışlardır. Onlar için özel günler belirlemişizdir. Onların ellerini öpmek, onları baş tacı etmek adet olmuştur kültürümüzde. Bana bir kelime öğretenin bin yıl kölesi olmak tabiri öğretmenlerimize verdiğimiz değerin samimi bir ifadesidir. Öğretmenlik kutsal bir meslek olarak kabul edilir toplumuzda. Öğretmenler de bu kutsallığın farkındadırlar. Öğretmeninin yüceliği ve kutsallığı kültürümüzde o kadar derin izler bırakmıştır ki, diğer mesleklerin aksine öğretmenin niteliği çok uzun yıllardan beri sorgulanmaz olmuştur. Kanunen dokunulmazlıkları bulunan milletvekilleri kamuoyu tarafından sıkı bir şekilde sorgulanır ve hiç olmazsa seçimlerden seçimlere cezalandırılabilirken öğretmenin kutsallığı onlara nerede ise sınırsız bir dokunulmazlık sağlar. Aynı şekilde bağımsızlığı kanunlarla güvence altına alınan yargı kurumu bile günümüzde artık alenen ve sıkça eleştirilere hedef olup sorgulanabilirken öğretmenler bırakın eleştiriyi, sorgulamayı asırlarca sahip oldukları kutsallığı sürdürmeye devam ederler. Kahramanlık öykülerini anlata anlata bitiremediğimiz ordu ve askerler bile sorgulanmanın hedefi haline gelmiştir uzun bir süredir. Diğer meslek guruplarında da durum pek farklı değildir ve hatta çoğu meslek gurubu sadece sorgulamanın odağıdır, onlar tarihte hiçbir zaman kutsanmamışlardır. Son büyük Marmara depremi hala hafızalardadır. Olayı Allah’ın takdiri olarak geçiştirmeye kalkanlara karşı çıktık ve mimarları, mühendisleri, müteahhitleri, belediyeleri sorguladık, suçladık ve yargıladık. Çünkü artık varlığını kimsenin inkar edemeyeceği nedensellik yasalarına göre her olumsuzluğun bir sebebinin olması gerektiğini biliyoruz ve haklı olarak da yaşanan o facianın sorumlularını aramak ihtiyacını hissettik. Bunu yaparken ki amacımız da hiç şüphesiz ki, yaşanan olumsuzluklardan ders çıkarmak ve geleceği daha iyi ve güvenilir bir şekilde belirlemekti. Günümüz toplumlarında sorgulanmayan bir meslek gurubu yoktur artık. Peki, öğretmenlerimizin nedensellik yasalarının hüküm sürdüğü sosyal dünyamızdaki fonksiyonlarını hiç sorgulamak veya en azından araştırmak zahmetine girdik mi? Bin yılın üzerinde bir tarihe sahip nadir milletlerden biriyiz. Dünyada hiçbir halkın kurmadığı kadar çok devlet kurmuş olmakla övünen bir milletiz. Ama ne yazık ki dünyanın en iyi 500 üniversitesi içinde sayabileceğimiz bir tek üniversitemiz bile bulunmamaktadır. Her yıl ÖSSY sonuçları belli olduğunda eğitim sistemimizin yıldan yıla kötüleştiğini haykırıyoruz. Liselerimiz, ortaokullarımızda uyuşturucu, alkol kullanımı günden güne artıyor. Şiddet olayları nerede ise ilkokullara kadar sirayet edecek. Eskiden erkekler kızlar için vuruşurlardı, şimdilerde ise birbirlerinin saçını başını yolan kızları ayırmaktan kendileri için vakit bulamıyorlar. Eğitim sistemimizin çöktüğünü bilmeyen kalmadı, ama öğretmenlerimiz hala kutsal ve her öğretmenler gününde onları yüceltmek için tüm ülke seferber oluyoruz. Eğitim sistemimizin olumsuzluklarını yalnızca okullarda değil toplumun tüm kesimlerinde görüyor ve genel olarak bir ahlaki çöküntünün varlığından söz eder olduk. Ama öğretmenlerimiz hala kutsal, hala yüce ve hala başımızın tacı. Peki, madem biz her şeyi öğretmenlerimizden öğreniyoruz onları da artık bir sorgulamanın zamanı gelmedi mi? İyi şeyleri öğretmenlerimizden öğreniyoruz da, kötülükleri kendimiz mi icat ediyoruz? Aslında çoktan geldi ama ne var ki o sevgili öğretmenlerimiz “Türküm doğruyum”, “Bir Türk dünyaya bedeldir”, “Büyüklerimi sayar, küçüklerimi severim”, “Ne mutlu Türküm diyene” şartlamalarıyla geçen eğitim hayatımız boyunca bize hep büyüklere itaat etmeyi salık verdiler fakat onları sorgulamayı öğretmeyi hiç akıl edemediler. Oysa onlar değiller miydi bize doğruları öğretecek, yanlışları gösterecek? Doğruyu yanlıştan ayırt etmeyi öğretecek? Bana göre her millet öğretmenleri kadar yücedir veya değildir. Her milletin eğitim seviyesi o milleti eğitenlerin eğitim seviyesi ile doğru orantılıdır. Eğitimsiz millet yoktur. Her millet bir şekilde eğitilir. Kimisi iyi eğitilir, kimisi de kötü. Bu tamamen öğretmenlerin iyiliği veya kötülüğü ile alakalı bir durumdur. Yani eğitimsiz millet yoktur, kötü eğitilmiş milletler vardır ve bizim iyi eğitilmiş bir millet olduğumuzun en ufak bir belirtisi görünmüyor sosyal hayatımızda. Avrupa'nın en az kitap okuyan halkıyız. Ne tesadüf ki, öğretmenlerimiz de Avrupa'nın en az kitap okuyan eğitimcileri. Halk mı eğitimcileri eğitecek, yoksa eğitimciler mi halkı eğitecekti? Atalarımız boşuna öğretmenin dediğini yap, ama yaptığını yapma dememişler, ama galiba dediklerini de yapmadan önce uzun uzun düşünmek gerekiyormuş. Öğretmenlik mesleğinin kutsallığını, öğretmenlerin ne kadar yüce, değerli, bilge, elleri öpülesice, baş tacı edilesice olduklarını sorgulamanın zamanı gelmedi mi hala? Burak AYDOĞAN
ESKİ YORUMLAR:
Biliyorum Geldiğini Geldiğini, eklediklerimi okuduğunu biliyorum; bir gül verdim kendime senin adına...
En güzel günler sizin olsun...
Düzenleyen sevgicicegii gün: 11/2/2007 saat: 22:52 | Yazan: zeynepustunel Tarih: , 11/2/2007 |
|
|
"Takdir ettim" demekten daha çok şey yapmak istiyorum.. Yıllardır bize öğretilen kalıpları ters düz eden bir yazı.. Dokunulmazlıkları silkeleyen, eski öğrendiklerimizi, sorgulamadan öğrendiklerimizi bırakıp gelişim için değişimin şart olduğunu anlatan türden.. Kafalar değişmedikçe, beyinler gelişmedikçe maalesef her yeni gün aynı yerde sayıklamaya devam edeceğiz. O kadar çok şey söylemek istiyorum ki aslında; ama hep bir yanı eksik kalıyor sanki.. İnternet kullanımında sonuncu sıralarda olup, pornolarda ilk sıraları çeken; potansiyel olarak güçlü beyinlere sahip olup, başka ülkeler faydalansın diye ellerimizle dışarı itekleyen toplumuz.. Başkalarını eleştirirken, kahvelerde sokak önlerinde ülkeyi kurtarmaya güç bulurken kendimizi kurtaramayan milletiz.. Herkes için değil tabi, kurunun yanında yaş da gitmesin ama, öğretimden nasiplendiğimiz kadar kaçımız eğitimden nasiplendik ki? Ya da eğitim ne demekti? Öğretmenimin öğrettikleri mi? Öğretmenim beni denetlerken, onun ne bildiğini kim denetliyordu?
Burak arkadaşım; seni bu sorgulayıcı tavrından dolayı tebrik ediyor; senin gibi gençlerin her daim artmasını diliyorum..Ve diyorum ki; artık silkelenme zamanı geldi. Herkes elini taşın altına koymaya mecbur...
Sevgiçiçeği Hocam; size de ayrıca teşekkürler; böylesine önemli bir konuyu paylaştıgınız için...
Düzenleyen sevgicicegii gün: 11/2/2007 saat: 22:55 | Yazan: nuran41 Tarih: , 11/2/2007 |
|
|
Özgür akıl Sevgili oğlum Burak;
Yazın için seni gönülden kutluyorum. Algılayan, soran , soruşturan, araştıran özgür akıl bu işte. Taklitçi, ikinci elci, yıllardır başkalarının kendi adına doğruları düşünüverdiğini sanan büyüklerine mi yazdın? Sonları cı, cu, cılık, culuk ekleri ile biten dernek ve lokallerinde ülkelerini her gün kurtaranlara mı yazdın? Her ne için yazdınsa, alnından öpüyorum.
Düzenleyen sevgicicegii gün: 11/2/2007 saat: 22:56 | Yazan: savasansahin Tarih: , 11/2/2007 |
|
|
Merhaba... Merhaba gönül dostum!...
MelekZeyno dostumuzun kendini tanıtan güzel yazısının yorumlarında buluvermişsin beni.. Sadece bu açıklaman dahi fazlasıyla ilgimi çekti... Şiirleri, yazıları okumakla kalmayışınız, yorumcuları da tek tek okuyor, cümle kuruşlarından, anlatım biçimlerinden karakterleri hakkında fikir sahibi olmaya çalışmanız etkileyici idi doğrusu... Sayfama uğrayıp, bir yudum su içesiye dinlenmişsin... Kıymetli adını da iliştirmişsin hüzün sayfamın kuytu bir köşesine...
Kusuruma bakma... Bu gün gelebildim sayfana... Mesleğini öğrendim, yazılarını, şiirlerini okudum... Gördüm ki, insanlarımız değerlerimize fazla ilgi göstermiyorlar... Bu tür hoş sayfaların ziyaretçisi az oluyor... Eğlence, gösteriş, şamata peşinde insanımız maalesef... Bu güzel makaleleri kaç kişi okuyor, meraklardayım?... Ya da neden bir cümlelik takdir nişanesi bırakmıyorlar?... Neyse... Hadi canını sıkmayayım uzunca yazıp... Seni hep okuyacağım sevgili öğretmenim... Daima bu güzel sayfanda ve bizimle ol diliyorum...
Düzenleyen sevgicicegii gün: 11/2/2007 saat: 22:58 | Yazan: uzakdost Tarih: , 11/2/2007 |
|
|