Bir DüŞ _ Bir GüLüŞ _ Bir DüŞüNüŞ ...

Tanım

Müzik, özellikle de türkü tutkunu... Okumak, düş kurmak, gülümsemek ve düşünmek gibi alışkanlıkları ve "sevgi" saplantısı var ... İnsanları, hayvanları; özellikle çiçekleri, çocukları ve SU'yu çok sever... Doğaya tutkun, yeşile düşkün, dağlara aşık bir mavilik vurgunu... Mu Uygarlığı'ndan beri gerçek bir yurtsever ... Barışçı, savaşa, zulme ve sömürüye alabildiğine karşı. Sevgi'nin sonsuz gücüne, aşk'ın ölümsüzlüğüne bütün içt


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* aydın
* denizli
* kütahya
* mardin
* metem
* gncdenizli
* HaBeR20
* Denizlili
* AltınBilgiDershanesi
* DOÇEV
* GeLişimDershanesi
* Sinop
* Balca
* Sanatsal
* BirizBiz
* Yeşiller
* Gençbilim
* Nazilli'm
* KaracasuMeM
* Karahayıt
* YıldızÇini
* ErtanDoğan
* Buldan
* CanDündar
* ÜçNokta
* İzEdebiyat
* EkoPak

Kategoriler


İnsan Olun Yavrularım...

 

Ana karıncayla baba karınca, yavru karıncaları çevrelerine toplamışlar, onlara karıncalık dersi veriyorlardı. Baba karınca, dersinin sonunu şöyle bitirdi:


- Yavrularım! Hayatta karınca olmaya çalışın! Hiçbir zaman karıncalıktan ayrılmayın.


Yavrular:


- Nasıl karınca olalım? Karıncalığın yolları nelerdir?.. diye sordular.


Baba karınca:


- Kendinize bizi örnek alın, dedi. Biz ne yapıyorsak, sizler de onu yapın!


Yavru karıncalar, baba karıncayla ana karıncaya baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Yazdan yiyeceklerini toplayıp toprak altına yığdılar. Kışın uyudular. Zamanı gelince yumurtladılar.


Baba karıncayla ana karınca, çocuklarını yine çevrelerine topladılar.

 

Baba karınca onlara:


- Yavrularım! dedi. Ben artık ölüyorum. Hepinizden memnunum. Hepiniz karınca oldunuz. Hiçbiriniz karıncalıktan ayrılmadınız. Hakkım helal olsun. Allah sizden razı olsun.


.........................



Baba balıkla ana balık, yavru balıkları çevrelerine toplamışlar, onlara balıklık dersi veriyorlardı. Baba balık, dersinin sonunu şöyle bitirdi:


- Yavrularım! Hayatta balık olmaya çalışın! Hiçbir zaman balıklıktan ayrılmayın.


Yavrular:


- Nasıl balık olalım? Balık olmanın yollan nelerdir?.. diye sordular.


Baba balık:


- Bizi örnek alın, dedi. Anneniz ve ben nasıl yapıyorsak siz de öyle yapın!


Yavru balıklar, ana balıkla baba balığa baktılar, onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Denizde yüzdüler. Kendilerinden küçükleri yuttular, kendilerinden büyüklere yutuldular. Yumurtalar yapıp ürediler.


Baba balıkla ana balık çocuklarını çevrelerine topladılar. Baba balık onlara:


- Yavrularım! dedi. Artık siz yetiştiniz. Biz de rahat rahat ölebiliriz! Hepinizden memnunum. Hepiniz balık oldunuz. Hiçbiriniz balıklıktan ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkım helal olsun. Allah sizden razı olsun.


Yavru balıklar:


- Biz çok bişey yapmadık, dediler, siz ne yaptınızsa biz de öyle yaptık...


.........................


Baba ördekle ana ördek, yavru ördekleri çevrelerine toplamışlar, onlara ördeklik dersi veriyorlardı. Baba ördek dersinin sonunu şöyle bitirdi:


- Yavrularım! Hayatta ördek olmaya çalışın. Hiçbir zaman ördeklikten ayrılmayın.


Yavrular:


- Ne yapalım da ördek olalım? Ördek olmanın yolları nelerdir?.. diye sordular.


Baba ördek:


- Çok kolay, dedi. Bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de öyle yapın!


Yavru ördekler, ana ördekle baba ördeğe baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Vak vak diye sesler çıkardılar. Suda yüzdüler, karada yürüdüler. Çiftleştiler. Yumurtladılar, kuluçkaya yattılar, yavru çıkardılar.


Baba ördekle ana ördek çocuklarını yine çevrelerine topladılar.

 

Baba ördek onlara:


- Yavrularım! dedi. Artık siz yetiştiniz. Hepiniz iyi birer ördek oldunuz. Hiçbiriniz ördeklikten ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkımız helal olsun. Allah sizden razı olsun.


Yavru ördekler:


- Biz bişey yapmadık ki, dediler. Size baktık, siz ne yapıyorsanız, biz de onu yaptık...


........................


Baba köpekle ana köpek, yavru köpekleri çevrelerine toplamışlar, onlara köpeklik dersi veriyorlardı.

 

Baba köpek, dersinin sonunu şöyle bitirdi:


- Yavrularım! Hayatta köpek olmaya çalışın. Hiçbir zaman köpeklikten ayrılmayın.

 

Yavrular:


- Ne yapalım da köpek olalım? Köpek olmanın yolları nelerdir?.. diye sordular.


Baba köpek:


- Çok kolay, dedi. Bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de onu yapın!


Yavru köpekler, baba köpekle ana köpeğe baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Havladılar. Bekçilik ettiler. Sadık oldular. Çiftleştiler ve yavruladılar.


Baba köpekle ana köpek, çocuklarını yine çevrelerine topladılar.

 

Baba köpek onlara:


- Yavrularım, dedi. Siz artık yetiştiniz. Hepiniz iyi birer köpek oldunuz. Biz de ölüyoruz. Hepinizden memnunuz. Hiçbir zaman köpeklikten ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkımız helal olsun. Allah sizden razı olsun.

.........................


Sığır, manda, hamsi, balina, deve, fil, yılan, koyun, yeryüzünde ne kadar baba hayvan ve ana hayvan varsa, yavrularına kendileri gibi olmaları, bunun için de kendileri ne yapıyorlarsa öyle yapmalarını söylediler.


Yavru hayvanlar da baba hayvanla ana hayvana bakıp onların yolundan gittiler, sonunda iyi birer hayvan oldular. Baba hayvanla ana hayvan da ölürken, yavrularına memnunluklarını söylediler, haklarını helal ettiler.


......................


Baba insanla ana insan, çocuklarını çevrelerine toplamışlar, onlara insanlık dersi veriyorlardı.

 

Baba insan, dersinin sonunu şöyle bitirdi:


- Yavrularım! Hayatta insan olmaya çalışın, hiçbir zaman insanlıktan ayrılmayın.

 

Çocuklar:


- Ne yapalım da insan olalım? İnsanlığın, insan olmanın yollan nelerdir?.. diye sordular.


Baba insan:


- Çok kolay, dedi. Kendinize bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de öyle yapın!


Çocuklar, baba insanla ana insana baktılar, onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Hepsi de tıpkı tıpkısına babalarına benzediler.

Baba insanla ana insan çocuklarını yine çevrelerine topladılar.

 

Baba insan onlara:

 

- Yazıklar olsun! diye bağırdı. Hiçbiriniz bizim istediğimiz gibi yetişmediniz. Hiçbiriniz insan olmadınız. Hepiniz de insanlıktan uzaksınız. İnsanlıktan ayrıldınız. Artık ölüyoruz. Yazık oldu emeklerimize, boşa gitti. Bütün hakkımız haram olsun, Allah hepinizi kahretsin.


Çocuklar şaşırdılar:

- Peki ama, bize neden beddua ediyorsunuz? dediler. Biz yanlış bişey mi yaptık yoksa... Size baktık, sizi örnek aldık. Siz ne yaptınızsa, biz de onu yaptık...

 

 

Aziz NESİN

 

 


Tarih: 00:44, 5/4/2007 Kategori: oyku
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

Özgürlük ve Dostluk Ağacı

 


Bir varmış bir yokmuş. Belki dedemin, belki dedemin dedesinin zamanında efsaneler çokmuş…


Anlatacağım hikayenin Munzur dağının eteklerinde yüksek vadilerin ve çağlayanların arasında Erzincan’ın Caferli köyünde geçtiğine inanılır ve öyle anlatılır...

Kimseye ait olmayan bir arazide kocaman mı kocaman bir ağaç varmış… Çocuklar o ağacın adını "
Özgürlük Ağacı"
koymuşlar. Dostluk ve sevgi yemişi verirmiş her yıl bu ulu ağaç. Her bahar bembeyaz çiçeklerle süslenen dallarını, renk renk barış kuşları doldururmuş…

Her yıl sevgi ve mutlulukla beslenirmiş bu özgürlük ağacı. Sevgi, dostluk ve mutluluktan sağlarmış gereksinimini. Bu ağacın sevgiden oluşan sevgi meyvesi, diğer tüm ağaçlardan ayrı bir özellik katarmış ona. Yaprakları daha canlı, gölgesi daha serin, gövdesi daha güçlüymüş. Ona
"Dostluk ve Sevgi Ağacı"
denilmesinin nedeni tüm canlıları barındırırmış dallarının altında ve üstünde. Soğuktan yağmurdan kardan tutun da tüm kötülüklerden korur ve meyvesiyle beslermiş onları.

Gölgesinde barınan hayvanların sevgisi, dallarında ötüşen kuşların neşesi, altında serinlenen yaşlıların, çocuklarını emziren annelerin mutluluğu "Özgürlük ve Dostluk Ağacı"nı sevindirirmiş. Tüm varlıklar bu ağacın önünde saygıyla eğilir, rüzgâr bile selama dururmuş.

"
Özgürlük ve Dostluk Ağacı"
her gün biraz daha yöredeki canlı cansız varlıklarla sevgisini paylaşırken tüm hayvanları ve insanları da yemişiyle doyururmuş.

Yıllar yılı hayvanlar ve bu yöre halkı barış, dostluk, mutluluk ve güzellik içinde yaşayıp gitmişler. Çalışkan, başarılı, sevecen, dürüst insanlarmış bunlar.

"
Özgürlük ve Dostluk Ağacı"
nın bereketli yemişi o yöredeki bütün kuşlara, hayvanlara, insanlara ve çocuklara yeter de artarmış, bütün canlılar faydalanırmış yemişinden. Her yaz sanki bereketlenir bitmek nedir bilmezmiş, artan yemişler de kilerler de saklanır, bütün kış mevsimi yenirmiş.

Köyde istemiyerek iki kişi arasında bir anlaşmazlık çıksa, köyün Cafer Ağası hemen devreye girer, bu iki dargın insana dostluk ve sevgi yemişi yedirerek barış şerbetinden içirirmış ve olay hemen tatlıya bağlanırmış.

Zaten aralarında kavgalı olanlar burayı mutlaka ziyaret eder, dostluk yemişinden alır ve barışırlarmış, aynı ananın sütünü emmiş gibi kardeş olurlarmış. Vaadlerde, sözleşmelerde, yeminlerde "
Özgürlük Sevgi ve Dostluk Ağacı"
hep kutsal bir tanık olmuş, ona doğru yön çevrilir, onun şerbeti içilerek yemin edilir, söz kesilirmiş.

Ayrıca tüm hastalar dostluk ağacının meyvesiyle şifa bulur, her bahar ve güz mevsimi kadın, erkek ve çocuklar burada toplanır, kurbanlar kesilir, herkes kendisine özgü dua edermiş. Bir nevi dostluk ağacına ve doğaya yakarışmış bu dualar.

Tüm gücünü ve hakseverliğini özgürlük ve dostluk ağacından alan Cafer ağa “dur” dedi mi sular dururmuş, ‘yürü” dedi mi dağlar yürürmüş o zamanlar. O nedenle köyde kimse dargın, kırgın durmazmış, sevgi ve dostluk içinde yaşayıp gitmişler yıllar yılı. Kimse kimsenin malına göz dikmez, kimse kimsenin hakkını yemez, her tarafta barış, dostluk, sevgi, dürüstlük ve kardeşlik hüküm sürermiş…

Taa ki bu toplumu kıskanıp çekemeyen komşu köy ağalarının hasetliklerine kadar. Komşu köy ağaları ise bu köyün huzur ve mutluluğunu bozmak için çeşitli planlar yapıp, tuzaklar kurar dururlarmış. Amaçları ise bu köyün birlik ve düzenini bozup göz diktikleri verimli arazilerini ve dostluk ağacını ellerinden alıp işgal etmekmiş.

Hemen işe koyulmuşlar tabi. Araya casuslar koyup Cafer Ağa'nın sırrını anlamaya çalışmışlar ve avuçlar dolusu altın vaat etmişler bu sırrı çözeceklere. Bu köydeki hikmetin o özgürlük ağacı olduğunu ögrenen çevre köylerin ağaları bir plan hazırlayayarak bir gece gizlice gelip bu verimli ağacı kökünden söküp götürmek istemişler. Buna güçleri yetmeyince de bütün dallarını kesmeye başlamışlar özgürlük ağacının… Vurdukları her baltada inlemiş, vurdukları her darbede kan fışkırmış...

"Özgürlük ve Dostluk Ağacı"
dayanamayıp inlemeye başlamış. O anda bütün kuş sesleri hayvan ve su sesleri kesilmiş. Bir daha ne kuşlar geri gelmiş, ne hayvanlar, ne de sular akmaya başlamış.

Artık meyve vermez, kuşlara, çocuklara gülmez olmuş özgürlük ağacı, altında çocuklar oynamayan, kuşlar konmayan özgürlük ağacı üzülmüş, üzütüsünden hastalanmış, ağlamaya başlamış kökleri. “Özledim” demiş onları, “Dallarıma konan rengarenk kuşları özledim, altımda oynarken çocuklar cıvıl cıvıldılar neşe bulurdum onlarla, dallarımı kestiklerinden bu yana gölgeme yaşlı nineler, dedeler de gelmez oldu. Anneler o güzelim çoçuklarını emzirmez oldu dallarımın altında,” deyip derinden derine iç geçirirmiş… Derken köylüler bir bakmış ki, özgürlük ağacı kurumuş, cansız, bir odun parçasından farkı kalmamış…

Köylüler toplanıp ağlamışlar, adaklar adamışlar, ağıtlar yakmışlar, dualar etmişler ama fayda etmemiş, özgürlük ağacı yeşermemiş bir daha. Bir daha dostluk ve sevgi yemişi yenmemiş o köyde, barış şerbeti içilmemiş.

Kısa bir zaman sonra bu mutlu toplulukta isyanlar ve kavgalar başlamış. Bunu fırsat bilen diğer köyün ağaları ise hemen savaş açmışlar. Kendi iç kargaşaları yetmezmiş gibi bir de diğer köylülerle yıllarca savaşıp iyice yılan bu insanlar, değişik kentlere göç etmeye karar vermişler.

O günden sonra herkes biribiriyle küs ve kavgalı olmuş, o gün bu gündür ne barış, ne huzur, ne de bereket kalmış o köyde … Mutluluk ve huzur da orda yaşayan insanlar gibi terkedip gitmiş buraları…

Ve diğer kıskanç çevre köylerin de o yıl bütün ekinleri, ağaçları kurumuş, onların da çoğunluğu göçüp gitmiş uzaklara...

 

Nuri CAN

 


Tarih: 03:33, 3/3/2007 Kategori: oyku
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->