Bir DüŞ _ Bir GüLüŞ _ Bir DüŞüNüŞ ...

Tanım

Müzik, özellikle de türkü tutkunu... Okumak, düş kurmak, gülümsemek ve düşünmek gibi alışkanlıkları ve "sevgi" saplantısı var ... İnsanları, hayvanları; özellikle çiçekleri, çocukları ve SU'yu çok sever... Doğaya tutkun, yeşile düşkün, dağlara aşık bir mavilik vurgunu... Mu Uygarlığı'ndan beri gerçek bir yurtsever ... Barışçı, savaşa, zulme ve sömürüye alabildiğine karşı. Sevgi'nin sonsuz gücüne, aşk'ın ölümsüzlüğüne bütün içt


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* aydın
* denizli
* kütahya
* mardin
* metem
* gncdenizli
* HaBeR20
* Denizlili
* AltınBilgiDershanesi
* DOÇEV
* GeLişimDershanesi
* Sinop
* Balca
* Sanatsal
* BirizBiz
* Yeşiller
* Gençbilim
* Nazilli'm
* KaracasuMeM
* Karahayıt
* YıldızÇini
* ErtanDoğan
* Buldan
* CanDündar
* ÜçNokta
* İzEdebiyat
* EkoPak

Kategoriler


BELKİ DE BU YÜZDEN SEVİYORUM SENİ

 


hayat içinde en az tanıdığımız kendi sesimiz belki de,

ben o yüzden senin sesini arıyorum.


kendi kokumuzu alamıyoruz;

belki de, ben o yüzden senin kokunu duymak istiyorum.


en çok kendi yüzümüze yabancıyız;

ben o yüzden senin yüzünü özlüyorum.


kendi ellerimiz en yabancısı ellerin;

ben o yüzden işte,

o yüzden senin ellerine dokunmak istiyorum.


belki de o yüzden seviyorum seni;

sevmek mi dedim?


yok yok, sevmek değil benimki,

benimki kendini bulmak,

benimki hayata dönmek senin bedeninle;

benimki yaşamak.

 

kendi sesimi, kendi kokumu duyuyorum ben seninle,

ben seninle yaşıyorum,

seninle nefes alıyorum;

sesimi çalmak istiyorum senden,

benim olduğunu sandığım kokunu.


kendi yüzümü tanımak istiyorum seninle,

kendi ellerime, kendi yüreğime dokunmak istiyorum.

 

bir gün gidersen,

ben kaybolurum;

gidersen sesim kaybolur.


kokumu bir daha duyamam eğer gidersen;

yüzümü göremem bir daha,

yüreğimi hissedemem gidersen,

gidersen nefes alamam...

 

 

( Şairini bilmiyorum )

 

 


Tarih: 14:01, 22/7/2009 Kategori: siir
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

YÜRÜYORUM GELECEĞE

 

 

Çıldıran birilerine inat;

susmadan yaşarken ben,

şafağa uzanıyorum,      

dimdik ve direşken.

 

Ve parlıyor acı günlerde bile umut güneşim.

 

Mücadelem amansız ve kaskatı,

ben almasaydım yerimi

bir başkası dolduracaktı.


Sözü mü olur engellerin,

düşsem üşüşür akbabalar oysa,

yalnızken fırtınalarda.

 

Sevgimi satamam ben,

ve yaşayamam karanlık bir su gibi.


Sinsi gözler bakarken gözüme,

bir bıçak girebilir aniden sırtıma.

 

Biliyorum

karanlığın içinden geçiyor dönemeç.

 

İnanç ve bilgiye kesiliyor inadım,

şiire benzetiyorum yaşamı ve sevgiyi;

ve bozguna uğratıyorum zalimleri.

 

Boyun eğmiş bir kitlenin içinden çıkıp,

dikleştiriyorum başımı;

bilinçle veriyorum yaşam savaşımı.

 

Şafağa uzanırken başlatıyorum,

dirençli ve umutlu baş kaldırımı.


Yanarken aydınlatan yürekler oluyorum,

Sevdalı.

 

Ölürüm yeri geldiğinde sevgi için,

yeri geldiğinde yaşatırım sevgimi.


Işık oluyor, ses oluyorum ben,

ve parlıyor hep umut güneşim.


Zoru seçiyorum ben,

güzeli istiyorum çünkü.

 

Biliyorum ,

bir yürek işçiliğidir yaşamak.


Ve bizim kılıyorum bütün dünyayı;

yalnızlığa teslim etmiyorum

sevgimi ve sevinçlerimi;

 

Ben bir yürek işçisiyim,

ayakta karşılıyorum

bütün bedelleri.


Zaferin ötesine taşıyarak ufkumu,

                        geleceğe yürüyorum.

 

 

İbrahim SARIOĞLU

 

 

 

 

 

 


Tarih: 17:17, 16/6/2009 Kategori: siir
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

GEREK


Güneşin ufukta göründüğü bir anda
Geçmişin paslı sayfalarından soyutlanmak gerek
Bir nefeste, bir solukta
Her şeye yeniden başlamak gerek
Maviye yeniden uçurmak güzellikleri
Nisan yağmurlarında ıslanmak
Yeşilliklere serilmek
Yeniden adaklar adayıp
Yeniden aşık olmak gerek
Yapabilir miyim diye düşünmeden
Yapmaya çalışmak gerek
Farklı yüzlerde aynı çizgiyi arayıp bulmak gerek
Ve yeniden dünyaya açmak gerek gözleri
Her şeyi göze alıp
Eskiyi bavula koyup saklamak
Yeniyi rafa koymak gerek
Aslında işte budur hayat, işte budur yaşamak

Hayatın derin renklerinde aynı tonları bulmak gerek
Kimi zaman ağlayıp, kimi zaman gülmek gerek
Ama ne olursa olsun
Her yeni doğan güne pencereleri açmak gerek
Sonuna kadar, korkmadan
Seni derinden üzen, yaralayan, kanatan duyguları
Paslı bir bıçakla kesip atmak gerek
Tüm geç kalınmışlıklara, gecikilmişliklere
Bir sünger çekmek gerek
Damla damla hayatı göle çevirmek gerek
Ve bazen de anlatabilmek için susmak gerek
Aslında işte budur hayat, işte budur yaşamak

Yasemin ATASOY


Tarih: 10:10, 10/6/2009 Kategori: siir
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

DOST GÜLLERİ

 

Bir dost sesi vurdu dün odama,

Mavi düşmüş gibiydi sanki ışığa;

Ve ellerime gül yaz dolunayının altında.

 

Tüm kötülükler ıradı bizden;

Uzaklarda bir kadın sevda üstüne

Türküler okudu dupduru bir sesle.

Dost gülleri kokuyordu yaşamın her yerinde.

 

Dost sıcaklığında bölüştük kafamızdakileri,

Yüreğimizi bir de.

 

Sevgiler arıtıldı, arttırıldı sonra,

Dile geldi acılar ve kaygılar.

 

Adlarımız birbirine karıştı kış ayazında,

Ve yaz sıcağında alınterimiz.

 

Güvendik, soluk olduk birbirimize.

 

Gülümseyen sevincin kanıyor bir yanı,

Kırağı vurmuş zeytini,

Ve dalındaki güvercin yaralı.

 

İstemlere denk düşmüyor yaşam,

Ve renkler hızla kirleniyor;

Yine de güller serpiliyor gönlümüze.

 

Dünden bir ileri, yarından bir geriydik şimdi;

Anladık ki çağımız ölen bir rüyadır

Doğmakta olanlar için.

 

Geçmişin derinliklerindeki kökler üstüne

Kuracağız onurlu geleceğimizi.

 

Yaşamı paylaşarak çoğaldık,

         bir gülü, bir gülüşü, bir sevinci,

         acıları, hayatı ve alınterini.

Kendimiz gibi düşünüp,

         duygulandık bir köylü gibi.

 

Gönüllü konuştuk hayatın günlük dilini.

 

Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmedik;

“Dost” deyince açtı içimizde yediveren gülleri.

 

Zulümlere, kederlere ve ölümlere inat

         gül kokuyor nefeslerimiz.

Değmiyor ellerin taşı bize,

Kafamızın içi yıldızlı karanlıklar kadar

         güzel ve korkunç.

İspatladık biz kendimizi,

Haklıyız alnımıza düşse de dost gülleri;

Alnımızın akıyla, yürüyoruz kirlenmeden.

 

Bir gül değse de umuda,

Ve kan damlasa da gülden.

 

Türkü söylemeye devam edecek kalbimiz,

Bugünün tezgahında

Yarını ilmik ilmik dokumaktır çünkü

Bizim işimiz.

 

 

İbrahim SARIOĞLU

 

 

 


Tarih: 09:49, 28/4/2009 Kategori: siir
Yorum (10) | Yorum yaz | Bağlantı

UMUT EKER MİSİN DÜŞLERİNE



Bir el uzansa karanlığın içinden
Açsa avuçlarını
Sunsa yüreğini
Sorgusuz sualsiz teslim etse
Alıp yüreğinin ta içine
Işık görmemiş
Acı değmemiş en bakir yerine koyar mısın
Dünden ırak, yarına gebe bu günde
Umut eker misin düşlerine

Şefkatle bakar mısın
Sevgini verir misin hesapsızca
Yalnızlığına yoldaş eder misin
Akrep ve yelkovanın yarışında
Eşlik eder misin
Hayat maratonunun her kulvarında
Yanında olur musun
Yaşamın en ince çizgisine varmadan
Umut eker misin düşlerine

Serseri yalnızlığı
Silip atar mısın
En derin sulardaki inci tanesini
Bulmak için dalar mısın
Keşkeler denizinde boğulmadan
Umut eker misin düşlerine

Gitmelere veda eder misin
Tövbe eder misin yalanlara
Gururundan vazgeçer misin
Ben'in kölesi olmadan
Umut eker misin düşlerine

Od'unda yanar mısın aşkın
Gözlerine fer olur musun
Hayallerine pusula
Canına can olur musun
Can bedenden ayrılmadan önce
Umut eker misin düşlerine


Birgül Gökbaş



Tarih: 14:14, 24/4/2009 Kategori: siir
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı

DEV YÜREKLİM'E


Ne zaman sataşsam ürpermiş çocukluğuma,
Yüzüme yapışır emanet korkularım.
Sıyrılıp çıkarken çocuk korkular arasından
Yalancı , komik zaferler duyarım.
Sokaklarında çocukluğumun eskidiği
O şehirde;
Bir nokta var, yalnızca benim bildiğim.
İşte o noktada yaşlandı babam.
Ben babamın o noktada olmaması korkusundan,
Hiç doğrulamam.
Ayaz bir otogarda,
Sabahlarca,
Yıllarca,
Otobüslerce ,
Büyürdü babam.
Uzun yıllar sonra anladım;
Aslında onun eli ayağı küçücük,
Kısa boylu bir adam olduğunu.
Kendimi çok büyümüş hissederdim;
Akşamları babamın yorgun çoraplarını yıkarken.
- Çoraplar elimde büyürdü. -
Meğer babammış asıl büyük olan;
Akşam yıkanıp, sabaha kurutulan
Tek çoraplık ömrünü bize adayan kahraman.
Kısa bacaklarıyla durmadan koştururken,
Emanet pabuçlar yorulmuş da,
Hiç yorulmamış babam.
Çocukluğumun unutulmaz resmidir;
Çamaşır ipinde salınan,
Yakaları yırtılmış, solgun gömlek.
- Ki ben hiç sevmezdim o gömleği. –
Meğer yıllar kutsamış onu.
Aynı gömleği yıllarca babam giymiş,
Tepeden tırnağa adam giymiş.
Kimse için kıpırdayamayan,
Uzun,
Gösterişli
Cücelerin ülkesinde
Benim kısa babam koca yürekli bir devmiş.
Sokaklarında çocukluğumun çıldırdığı
O şehirde;
Bir nokta var yalnızca benim bildiğim.
İşte o noktada devleşti babam.
Çok baharlar konsun daha
Onun dev yüreğine...


Özlem KESKİN


Tarih: 11:11, 15/4/2009 Kategori: siir
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

DAĞ KÖYÜ

 


Ben bir gün bu dağ köyünde,
Görülecek en güzel şeyleri gördüm.
Vâdiden geçen demiryolu,
Pırıl pınl parlıyordu,
Irmak kıyısında bir istasyon,
Marşandizi ağırlıyordu.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Duyulacak en güzel sesi duydum,
Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden,
Meşelerin, köknarların, pırnalların
Gizli sazlarından haber verdi,
Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Bakılacak en güzel şeye baktım.
Dağ havasında, geniş yapraklı ümitlerin üzerine
Yattım, gökyüzünün altına
Hiçbir çağda bu kadar mavi olmamıştı.
Baktım da vuruldum maviliğine.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Sevilecek en güzel şeyi sevdim.
Ağaçtan, kerpiçten, toprağınan taştan
Barınakları içinde doğan, yaşayan, ölen,
Vatan dediğimiz toprağı emeğine mülk eden,
Halk denen milyonları sevdim yeni baştan.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Düşünülecek en güzel şeyi düşündüm,
Köy okulları dedim, dünyamızı dünya eden,
Bilgiler uğruna vurulmuş turnalar misali
Çırpınır, çaresizlikten ve sevgiden,
Düşmüş köy çocuklarının önüne bir öğretmen.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Bulunacak en güzel şeyi buldum.
Kayalardan sızan sularda ne vardı, sular ne diyordu?
Dağların hikayesi kahramanların hikayesine benzer,
Gizlemiyordu dağ cevherini, yağmurdan kardan aldığını
Sebil gidiyor, kuşlara, kurtlara, insanlara veriyordu.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Söylenecek en güzel şeyi söyledim.
Üstüne ay ışığı düşmüş bir tepede,
Bilge ve cesur kalbiyle hürriyet
Bütün insanlığın ateşini yakıyordu,
Yalazası dört yönde yansımış gök kubbede.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Varılacak en yalın gerçeğe vardım.
Elli hanesiyle gömülü kalmış, unutulmuş
Yatmış tabiatın kurduğu en güzel yatağa
Acı rüyaların gecesine örtünüp köy,
Dağ güneşinden habersiz uyumuş.

 

Ceyhun Atuf Kansu

 


Tarih: 10:10, 6/4/2009 Kategori: siir
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

YAŞAMAK



birbirimize verecek ellerimiz var,
uzaklara götüreyim sizi, tutun elimden.

bunca yaşadım, yüzüm değişti durdu,
aştığım her eşikte, tuttuğum her elde
baktım kardeş bahar daha canlı, daha taze.
kendine ayırdı o iğreti bozgunu, ölümü,
yumulup açılan beş parmaktaki geleceği bana.

yaşadım, gördüm, anladım her şeyi.
başkalarıydı beni yaşatan, insanlardı.
aktı yüreğime bir başka yüreğin kanı.
azalmadı çocukluğum şu kadarcık
aklığı önünde kör, enez kızların,
incecik sarı aydan güzeldi o kızlar,
yaşamanın yollarına vuran aydan,
yollar köpüktendi, ağaçtandı, çiğden, sisten.
tek başına çıkmaz ki ortaya körpe beden,
çıkmaz tek başına yeryüzüne toprağa,
ilk peşin yel, yağmur, soğuk beşikte sallar,
sonra yaz gelir, tam bir erkek yapar onu.

uzanan her elde iyiliğim var.
yalnızlık ölümdür ölüm.
sevinçten öfkeye değin, öfkeden ışığa,
her gün, her saat, yerde, gökte,
canlıda, cansızda yonttum kendimi,
yazlar, kışlar geçti, ben dinç kaldım,
yaşadım, yaşadıkça güç geldi bana,
işte şimdi tam bir delikanlıyım,
yıkıntım üstünde kanım dimdik ayakta.

birbirimize verecek ellerimiz var.
daha güzel değil hiçbir şey
birbirimize bir orman gibi bağlanmaktan,
yerleri göklere kavuşturmaktan, gökleri geceye.

o bitmez tükenmez günü doğuracak geceye.


 

                     Paul Eluard

 

 


Tarih: 09:09, 12/1/2009 Kategori: siir
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

YÜRÜYÜŞ


çığlıklara ulaşır sesim boş bir sokakta yankılanıp
seninle de dolaşmıştık bu sokağı
bir çocuk gülüşünün masumiyetiyle
hiç çekinmezdik o adımları atmaya
gizil bir paylaşımdan alırdık cesaretimizi
sokaklara çıkardık, sesimiz çığlıklara ulaşırdı
çoğalırdık…


aynı sokakta sensiz yürüdüm bu sefer
öyle çok oldum ki öyle çok!
bir çoğul yalnızlık yaşadım, paylaşamadım
senden uzakta, okyanusta bir kara parçasıydım
durmaksızın vurdu kıyılarıma hasretin
bu şehir yalımda bir damla su
bu şehir sensiz


“ay” diye hayranlıkla izlediğimiz gecenin avuntusu
cam kırığı kaldırımlar ve sokak lambaları sırdaşım
dilime dolamışım umarsız küfürleri
sensiz bir kenti küfre tutuyorum
her seferinde yıkımlara adım atmışım
her adımın karşılığını kaçamak bir bakışla alıyorum
savruk adımlı çoğul yalnızlıklardan


bu gök, bu gece, bu boş sokak ve bu yanılgı
bana bir şeyler unutturmak istiyor
çiçekler takıyor saçlarına gecenin
hüznün karartılarını bana sunuyor
nafile çabasında bir matem siyahı
“parasız yatılı hüzünler” demişti bir şair
nasıl da karşılıyor hayatı onun söyledikleri


daldan düşen bir yaprağın sararacağı öyle kesin ki…
daldan düşen bir yaprağım ufacık bir üflemede
bir ölü gibi yatarım dar bir sokakta
geçip gidersiniz yanımdan, kanıksanmıştır ölüm
bir çınar tepesi düşlemiştim oysa ben
faili meçhul demeyin bana, asla olmadım
çığlıklara ulaştı sesim ve çoğaldım


uçurum kıyısı anılardır düşen yaprağın faili
iki ayrıksı dünyaydı birbirine yaslanan
eski bir albümün sararmış yaprağında
iki ayrıksı dünyanın fotoğrafıydı geriye kalan
beyaz bir duvar ve onun kirli yüzeyi…
bense başımı bir duvara yaslamışım
sensiz bir kenti küfre tutuyorum


neyi tanımam gerekir sevgiden başka
sorumun karşılığını verin bana
sabah yeli gibi okşamışım güvercin kanatlarını
bir çiçeği koklamışım, güneşi içmişim
ellerini tutmuşum
bölüşmüşüm çığlıklardan geriye kalan
çoğul yalnızlıklarımı…


aydınlık ve uzun bir yoldayım işte
hep gülüşünü istiyorum ışığında ömrümün
ortasındayım hayat denen karmaşanın…
ve tedirginim ayrılığına yüzündeki tebessümün
şimdi sen bir gök çizmelisin bana
sınırsıza hazır ve güneşe gebe…


ve onunla atılan her adımdı yüzümdeki tebessüm
rüzgârsız kalakalmış okyanusun ortasında bir tekne
sonra doldurmuş yelkenliyi tüm soluğuyla
daha hızlı, daha hızlıcasına
ışımış gözlerinde mavinin bitmek bilmez gizemi
sonra mısralar dizilmiş yeniden türkü tadında
şiir tadında yaşanmış tüm özlemler


oysa eskimişti yüreğimde bir şeyler
tarifi zor, tarifi imkânsız yalnızlığım!
tut ellerimi üşürüm yoksa sensizliğe…
bilirsin sen de zaman zindanında geçenleri
dipsiz bir kuyudasındır işte, hep kazanır
hep sıfırsındır sen, zaman kazanır
zaman kazanır…


tüm bu anlamsızlığın içinde öyle zor ki
şiirlerin hâlâ mavi kalmasını istemek…
direnmek inadına zamanın karanlık zindanında
tarifi zor, tarifi imkânsız
ve seni görmek yansısında mavinin
geçip gidene inadımsın benim, anlaşılmazlığım
belki yanmışlığım, belki küllenmişliğim


şimdi gömülmek istiyorum içime
ve senin hayalinle tutuşturduğum bu ateşten
bu gök mavisi geceden yeniden varolmak istiyorum
haçlarına gerilmek istiyorum sensizliğin
özleminle çivilenmek istiyorum çarmıhına tutkunun
içimdeki kocaman boşluğa titredim şimdi
tut ellerimi üşürüm yoksa sensizliğe…



Ulaş NİKBAY


Tarih: 10:22, 5/1/2009 Kategori: siir
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Terkib-i Bend

 

 

Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için
dostlarını çekiştirmek yeni çıktı,
önceleri bu beceriksizliği bilmezdik,
bu da yeni çıktı


Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi,

namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı


Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu;

başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı


Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu;

hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı


Her ne kadar doğruyu söyleyenler de

önceleri nefretle karşılanmışsa da
ancak hainlere uyma yeni çıktı


Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur,

söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı


Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur,

himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı


Gayretli kişiler taassubla suçlanırken

dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı


Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş,

önceleri yoktu,
bu rivayet yeni çıktı


Her işimizde millî benliğimizi unutarak

Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı 


Eyvah bu oyunda bizler yine yandık,

çünkü zarar ortada bu konuda
bilmem biz ne kazandık

 

 
 

Ziya Paşa

 

 

 

 


Tarih: 09:09, 8/10/2008 Kategori: siir
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->