Tanım
Müzik, özellikle de türkü tutkunu...
Okumak, düş kurmak, gülümsemek ve düşünmek gibi alışkanlıkları ve "sevgi" saplantısı var ...
İnsanları, hayvanları; özellikle çiçekleri, çocukları ve SU'yu çok sever...
Doğaya tutkun, yeşile düşkün, dağlara aşık bir mavilik vurgunu...
Mu Uygarlığı'ndan beri gerçek bir yurtsever ...
Barışçı, savaşa, zulme ve sömürüye alabildiğine karşı.
Sevgi'nin sonsuz gücüne, aşk'ın ölümsüzlüğüne bütün içt
Bağlantılarım
*
*
*
*
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kategoriler
|
BELKİ DE BU YÜZDEN SEVİYORUM SENİ
hayat içinde en az tanıdığımız kendi sesimiz belki de,
ben o yüzden senin sesini arıyorum.
kendi kokumuzu alamıyoruz;
belki de, ben o yüzden senin kokunu duymak istiyorum.
en çok kendi yüzümüze yabancıyız;
ben o yüzden senin yüzünü özlüyorum. kendi ellerimiz en yabancısı ellerin;
ben o yüzden işte, o yüzden senin ellerine dokunmak istiyorum. belki de o yüzden seviyorum seni;
sevmek mi dedim? yok yok, sevmek değil benimki,
benimki kendini bulmak, benimki hayata dönmek senin bedeninle; benimki yaşamak. kendi sesimi, kendi kokumu duyuyorum ben seninle, ben seninle yaşıyorum, seninle nefes alıyorum; sesimi çalmak istiyorum senden, benim olduğunu sandığım kokunu. kendi yüzümü tanımak istiyorum seninle,
kendi ellerime, kendi yüreğime dokunmak istiyorum. bir gün gidersen, ben kaybolurum; gidersen sesim kaybolur. kokumu bir daha duyamam eğer gidersen;
yüzümü göremem bir daha, yüreğimi hissedemem gidersen, gidersen nefes alamam... ( Şairini bilmiyorum )
|
Tarih: 14:01, 22/7/2009 Kategori: siir |
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YÜRÜYORUM GELECEĞE
Çıldıran birilerine inat; susmadan yaşarken ben, şafağa uzanıyorum, dimdik ve direşken. Ve parlıyor acı günlerde bile umut güneşim. Mücadelem amansız ve kaskatı, ben almasaydım yerimi bir başkası dolduracaktı. Sözü mü olur engellerin,
düşsem üşüşür akbabalar oysa, yalnızken fırtınalarda. Sevgimi satamam ben, ve yaşayamam karanlık bir su gibi. Sinsi gözler bakarken gözüme,
bir bıçak girebilir aniden sırtıma. Biliyorum karanlığın içinden geçiyor dönemeç. İnanç ve bilgiye kesiliyor inadım, şiire benzetiyorum yaşamı ve sevgiyi; ve bozguna uğratıyorum zalimleri. Boyun eğmiş bir kitlenin içinden çıkıp, dikleştiriyorum başımı; bilinçle veriyorum yaşam savaşımı. Şafağa uzanırken başlatıyorum, dirençli ve umutlu baş kaldırımı. Yanarken aydınlatan yürekler oluyorum,
Sevdalı. Ölürüm yeri geldiğinde sevgi için, yeri geldiğinde yaşatırım sevgimi. Işık oluyor, ses oluyorum ben,
ve parlıyor hep umut güneşim. Zoru seçiyorum ben,
güzeli istiyorum çünkü. Biliyorum , bir yürek işçiliğidir yaşamak. Ve bizim kılıyorum bütün dünyayı;
yalnızlığa teslim etmiyorum sevgimi ve sevinçlerimi; Ben bir yürek işçisiyim, ayakta karşılıyorum bütün bedelleri. Zaferin ötesine taşıyarak ufkumu,
geleceğe yürüyorum. İbrahim SARIOĞLU |
Tarih: 17:17, 16/6/2009 Kategori: siir |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
GEREK
Güneşin ufukta göründüğü bir anda Geçmişin paslı sayfalarından soyutlanmak gerek Bir nefeste, bir solukta Her şeye yeniden başlamak gerek Maviye yeniden uçurmak güzellikleri Nisan yağmurlarında ıslanmak Yeşilliklere serilmek Yeniden adaklar adayıp Yeniden aşık olmak gerek Yapabilir miyim diye düşünmeden Yapmaya çalışmak gerek Farklı yüzlerde aynı çizgiyi arayıp bulmak gerek Ve yeniden dünyaya açmak gerek gözleri Her şeyi göze alıp Eskiyi bavula koyup saklamak Yeniyi rafa koymak gerek Aslında işte budur hayat, işte budur yaşamak
Hayatın derin renklerinde aynı tonları bulmak gerek Kimi zaman ağlayıp, kimi zaman gülmek gerek Ama ne olursa olsun Her yeni doğan güne pencereleri açmak gerek Sonuna kadar, korkmadan Seni derinden üzen, yaralayan, kanatan duyguları Paslı bir bıçakla kesip atmak gerek Tüm geç kalınmışlıklara, gecikilmişliklere Bir sünger çekmek gerek Damla damla hayatı göle çevirmek gerek Ve bazen de anlatabilmek için susmak gerek Aslında işte budur hayat, işte budur yaşamak
Yasemin ATASOY
|
Tarih: 10:10, 10/6/2009 Kategori: siir |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
DOST GÜLLERİ
Bir dost sesi vurdu dün odama, Mavi düşmüş gibiydi sanki ışığa; Ve ellerime gül yaz dolunayının altında. Tüm kötülükler ıradı bizden; Uzaklarda bir kadın sevda üstüne Türküler okudu dupduru bir sesle. Dost gülleri kokuyordu yaşamın her yerinde. Dost sıcaklığında bölüştük kafamızdakileri, Yüreğimizi bir de. Sevgiler arıtıldı, arttırıldı sonra, Dile geldi acılar ve kaygılar. Adlarımız birbirine karıştı kış ayazında, Ve yaz sıcağında alınterimiz. Güvendik, soluk olduk birbirimize. Gülümseyen sevincin kanıyor bir yanı, Kırağı vurmuş zeytini, Ve dalındaki güvercin yaralı. İstemlere denk düşmüyor yaşam, Ve renkler hızla kirleniyor; Yine de güller serpiliyor gönlümüze. Dünden bir ileri, yarından bir geriydik şimdi; Anladık ki çağımız ölen bir rüyadır Doğmakta olanlar için. Geçmişin derinliklerindeki kökler üstüne Kuracağız onurlu geleceğimizi. Yaşamı paylaşarak çoğaldık, bir gülü, bir gülüşü, bir sevinci, acıları, hayatı ve alınterini. Kendimiz gibi düşünüp, duygulandık bir köylü gibi. Gönüllü konuştuk hayatın günlük dilini. Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmedik; “Dost” deyince açtı içimizde yediveren gülleri. Zulümlere, kederlere ve ölümlere inat gül kokuyor nefeslerimiz. Değmiyor ellerin taşı bize, Kafamızın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel ve korkunç. İspatladık biz kendimizi, Haklıyız alnımıza düşse de dost gülleri; Alnımızın akıyla, yürüyoruz kirlenmeden. Bir gül değse de umuda, Ve kan damlasa da gülden. Türkü söylemeye devam edecek kalbimiz, Bugünün tezgahında Yarını ilmik ilmik dokumaktır çünkü Bizim işimiz. İbrahim SARIOĞLU |
Tarih: 09:49, 28/4/2009 Kategori: siir |
Yorum (10) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
UMUT EKER MİSİN DÜŞLERİNE
Bir el uzansa karanlığın içinden Açsa avuçlarını Sunsa yüreğini Sorgusuz sualsiz teslim etse Alıp yüreğinin ta içine Işık görmemiş Acı değmemiş en bakir yerine koyar mısın Dünden ırak, yarına gebe bu günde Umut eker misin düşlerine
Şefkatle bakar mısın Sevgini verir misin hesapsızca Yalnızlığına yoldaş eder misin Akrep ve yelkovanın yarışında Eşlik eder misin Hayat maratonunun her kulvarında Yanında olur musun Yaşamın en ince çizgisine varmadan Umut eker misin düşlerine
Serseri yalnızlığı Silip atar mısın En derin sulardaki inci tanesini Bulmak için dalar mısın Keşkeler denizinde boğulmadan Umut eker misin düşlerine
Gitmelere veda eder misin Tövbe eder misin yalanlara Gururundan vazgeçer misin Ben'in kölesi olmadan Umut eker misin düşlerine
Od'unda yanar mısın aşkın Gözlerine fer olur musun Hayallerine pusula Canına can olur musun Can bedenden ayrılmadan önce Umut eker misin düşlerine
Birgül Gökbaş
|
Tarih: 14:14, 24/4/2009 Kategori: siir |
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
DEV YÜREKLİM'E
Ne zaman sataşsam ürpermiş çocukluğuma, Yüzüme yapışır emanet korkularım. Sıyrılıp çıkarken çocuk korkular arasından Yalancı , komik zaferler duyarım. Sokaklarında çocukluğumun eskidiği O şehirde; Bir nokta var, yalnızca benim bildiğim. İşte o noktada yaşlandı babam. Ben babamın o noktada olmaması korkusundan, Hiç doğrulamam. Ayaz bir otogarda, Sabahlarca, Yıllarca, Otobüslerce , Büyürdü babam. Uzun yıllar sonra anladım; Aslında onun eli ayağı küçücük, Kısa boylu bir adam olduğunu. Kendimi çok büyümüş hissederdim; Akşamları babamın yorgun çoraplarını yıkarken. - Çoraplar elimde büyürdü. - Meğer babammış asıl büyük olan; Akşam yıkanıp, sabaha kurutulan Tek çoraplık ömrünü bize adayan kahraman. Kısa bacaklarıyla durmadan koştururken, Emanet pabuçlar yorulmuş da, Hiç yorulmamış babam. Çocukluğumun unutulmaz resmidir; Çamaşır ipinde salınan, Yakaları yırtılmış, solgun gömlek. - Ki ben hiç sevmezdim o gömleği. – Meğer yıllar kutsamış onu. Aynı gömleği yıllarca babam giymiş, Tepeden tırnağa adam giymiş. Kimse için kıpırdayamayan, Uzun, Gösterişli Cücelerin ülkesinde Benim kısa babam koca yürekli bir devmiş. Sokaklarında çocukluğumun çıldırdığı O şehirde; Bir nokta var yalnızca benim bildiğim. İşte o noktada devleşti babam. Çok baharlar konsun daha Onun dev yüreğine...
Özlem KESKİN
|
Tarih: 11:11, 15/4/2009 Kategori: siir |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
DAĞ KÖYÜ
Ben bir gün bu dağ köyünde, Görülecek en güzel şeyleri gördüm. Vâdiden geçen demiryolu, Pırıl pınl parlıyordu, Irmak kıyısında bir istasyon, Marşandizi ağırlıyordu.
Ben bir gün bu dağ köyünde Duyulacak en güzel sesi duydum, Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden, Meşelerin, köknarların, pırnalların Gizli sazlarından haber verdi, Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden.
Ben bir gün bu dağ köyünde Bakılacak en güzel şeye baktım. Dağ havasında, geniş yapraklı ümitlerin üzerine Yattım, gökyüzünün altına Hiçbir çağda bu kadar mavi olmamıştı. Baktım da vuruldum maviliğine.
Ben bir gün bu dağ köyünde Sevilecek en güzel şeyi sevdim. Ağaçtan, kerpiçten, toprağınan taştan Barınakları içinde doğan, yaşayan, ölen, Vatan dediğimiz toprağı emeğine mülk eden, Halk denen milyonları sevdim yeni baştan.
Ben bir gün bu dağ köyünde Düşünülecek en güzel şeyi düşündüm, Köy okulları dedim, dünyamızı dünya eden, Bilgiler uğruna vurulmuş turnalar misali Çırpınır, çaresizlikten ve sevgiden, Düşmüş köy çocuklarının önüne bir öğretmen.
Ben bir gün bu dağ köyünde Bulunacak en güzel şeyi buldum. Kayalardan sızan sularda ne vardı, sular ne diyordu? Dağların hikayesi kahramanların hikayesine benzer, Gizlemiyordu dağ cevherini, yağmurdan kardan aldığını Sebil gidiyor, kuşlara, kurtlara, insanlara veriyordu.
Ben bir gün bu dağ köyünde Söylenecek en güzel şeyi söyledim. Üstüne ay ışığı düşmüş bir tepede, Bilge ve cesur kalbiyle hürriyet Bütün insanlığın ateşini yakıyordu, Yalazası dört yönde yansımış gök kubbede.
Ben bir gün bu dağ köyünde Varılacak en yalın gerçeğe vardım. Elli hanesiyle gömülü kalmış, unutulmuş Yatmış tabiatın kurduğu en güzel yatağa Acı rüyaların gecesine örtünüp köy, Dağ güneşinden habersiz uyumuş.
Ceyhun Atuf Kansu | |
|
Tarih: 10:10, 6/4/2009 Kategori: siir |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YAŞAMAK
birbirimize verecek ellerimiz var, uzaklara götüreyim sizi, tutun elimden.
bunca yaşadım, yüzüm değişti durdu, aştığım her eşikte, tuttuğum her elde baktım kardeş bahar daha canlı, daha taze. kendine ayırdı o iğreti bozgunu, ölümü, yumulup açılan beş parmaktaki geleceği bana.
yaşadım, gördüm, anladım her şeyi. başkalarıydı beni yaşatan, insanlardı. aktı yüreğime bir başka yüreğin kanı. azalmadı çocukluğum şu kadarcık aklığı önünde kör, enez kızların, incecik sarı aydan güzeldi o kızlar, yaşamanın yollarına vuran aydan, yollar köpüktendi, ağaçtandı, çiğden, sisten. tek başına çıkmaz ki ortaya körpe beden, çıkmaz tek başına yeryüzüne toprağa, ilk peşin yel, yağmur, soğuk beşikte sallar, sonra yaz gelir, tam bir erkek yapar onu.
uzanan her elde iyiliğim var. yalnızlık ölümdür ölüm. sevinçten öfkeye değin, öfkeden ışığa, her gün, her saat, yerde, gökte, canlıda, cansızda yonttum kendimi, yazlar, kışlar geçti, ben dinç kaldım, yaşadım, yaşadıkça güç geldi bana, işte şimdi tam bir delikanlıyım, yıkıntım üstünde kanım dimdik ayakta.
birbirimize verecek ellerimiz var. daha güzel değil hiçbir şey birbirimize bir orman gibi bağlanmaktan, yerleri göklere kavuşturmaktan, gökleri geceye.
o bitmez tükenmez günü doğuracak geceye.
Paul Eluard |
Tarih: 09:09, 12/1/2009 Kategori: siir |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YÜRÜYÜŞ
çığlıklara ulaşır sesim boş bir sokakta yankılanıp seninle de dolaşmıştık bu sokağı bir çocuk gülüşünün masumiyetiyle hiç çekinmezdik o adımları atmaya gizil bir paylaşımdan alırdık cesaretimizi sokaklara çıkardık, sesimiz çığlıklara ulaşırdı çoğalırdık…
aynı sokakta sensiz yürüdüm bu sefer öyle çok oldum ki öyle çok! bir çoğul yalnızlık yaşadım, paylaşamadım senden uzakta, okyanusta bir kara parçasıydım durmaksızın vurdu kıyılarıma hasretin bu şehir yalımda bir damla su bu şehir sensiz
“ay” diye hayranlıkla izlediğimiz gecenin avuntusu cam kırığı kaldırımlar ve sokak lambaları sırdaşım dilime dolamışım umarsız küfürleri sensiz bir kenti küfre tutuyorum her seferinde yıkımlara adım atmışım her adımın karşılığını kaçamak bir bakışla alıyorum savruk adımlı çoğul yalnızlıklardan
bu gök, bu gece, bu boş sokak ve bu yanılgı bana bir şeyler unutturmak istiyor çiçekler takıyor saçlarına gecenin hüznün karartılarını bana sunuyor nafile çabasında bir matem siyahı “parasız yatılı hüzünler” demişti bir şair nasıl da karşılıyor hayatı onun söyledikleri
daldan düşen bir yaprağın sararacağı öyle kesin ki… daldan düşen bir yaprağım ufacık bir üflemede bir ölü gibi yatarım dar bir sokakta geçip gidersiniz yanımdan, kanıksanmıştır ölüm bir çınar tepesi düşlemiştim oysa ben faili meçhul demeyin bana, asla olmadım çığlıklara ulaştı sesim ve çoğaldım
uçurum kıyısı anılardır düşen yaprağın faili iki ayrıksı dünyaydı birbirine yaslanan eski bir albümün sararmış yaprağında iki ayrıksı dünyanın fotoğrafıydı geriye kalan beyaz bir duvar ve onun kirli yüzeyi… bense başımı bir duvara yaslamışım sensiz bir kenti küfre tutuyorum
neyi tanımam gerekir sevgiden başka sorumun karşılığını verin bana sabah yeli gibi okşamışım güvercin kanatlarını bir çiçeği koklamışım, güneşi içmişim ellerini tutmuşum bölüşmüşüm çığlıklardan geriye kalan çoğul yalnızlıklarımı…
aydınlık ve uzun bir yoldayım işte hep gülüşünü istiyorum ışığında ömrümün ortasındayım hayat denen karmaşanın… ve tedirginim ayrılığına yüzündeki tebessümün şimdi sen bir gök çizmelisin bana sınırsıza hazır ve güneşe gebe…
ve onunla atılan her adımdı yüzümdeki tebessüm rüzgârsız kalakalmış okyanusun ortasında bir tekne sonra doldurmuş yelkenliyi tüm soluğuyla daha hızlı, daha hızlıcasına ışımış gözlerinde mavinin bitmek bilmez gizemi sonra mısralar dizilmiş yeniden türkü tadında şiir tadında yaşanmış tüm özlemler
oysa eskimişti yüreğimde bir şeyler tarifi zor, tarifi imkânsız yalnızlığım! tut ellerimi üşürüm yoksa sensizliğe… bilirsin sen de zaman zindanında geçenleri dipsiz bir kuyudasındır işte, hep kazanır hep sıfırsındır sen, zaman kazanır zaman kazanır…
tüm bu anlamsızlığın içinde öyle zor ki şiirlerin hâlâ mavi kalmasını istemek… direnmek inadına zamanın karanlık zindanında tarifi zor, tarifi imkânsız ve seni görmek yansısında mavinin geçip gidene inadımsın benim, anlaşılmazlığım belki yanmışlığım, belki küllenmişliğim
şimdi gömülmek istiyorum içime ve senin hayalinle tutuşturduğum bu ateşten bu gök mavisi geceden yeniden varolmak istiyorum haçlarına gerilmek istiyorum sensizliğin özleminle çivilenmek istiyorum çarmıhına tutkunun içimdeki kocaman boşluğa titredim şimdi tut ellerimi üşürüm yoksa sensizliğe…
Ulaş NİKBAY
|
Tarih: 10:22, 5/1/2009 Kategori: siir |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Terkib-i Bend
Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı
Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi, namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı
Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu; başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı
Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı
Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsa da ancak hainlere uyma yeni çıktı
Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı
Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı
Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı
Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı
Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı
Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık Ziya Paşa
|
| |
|
|
Tarih: 09:09, 8/10/2008 Kategori: siir |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|