çığlıklara ulaşır sesim boş bir sokakta yankılanıp seninle de dolaşmıştık bu sokağı bir çocuk gülüşünün masumiyetiyle hiç çekinmezdik o adımları atmaya gizil bir paylaşımdan alırdık cesaretimizi sokaklara çıkardık, sesimiz çığlıklara ulaşırdı çoğalırdık…
aynı sokakta sensiz yürüdüm bu sefer öyle çok oldum ki öyle çok! bir çoğul yalnızlık yaşadım, paylaşamadım senden uzakta, okyanusta bir kara parçasıydım durmaksızın vurdu kıyılarıma hasretin bu şehir yalımda bir damla su bu şehir sensiz
“ay” diye hayranlıkla izlediğimiz gecenin avuntusu cam kırığı kaldırımlar ve sokak lambaları sırdaşım dilime dolamışım umarsız küfürleri sensiz bir kenti küfre tutuyorum her seferinde yıkımlara adım atmışım her adımın karşılığını kaçamak bir bakışla alıyorum savruk adımlı çoğul yalnızlıklardan
bu gök, bu gece, bu boş sokak ve bu yanılgı bana bir şeyler unutturmak istiyor çiçekler takıyor saçlarına gecenin hüznün karartılarını bana sunuyor nafile çabasında bir matem siyahı “parasız yatılı hüzünler” demişti bir şair nasıl da karşılıyor hayatı onun söyledikleri
daldan düşen bir yaprağın sararacağı öyle kesin ki… daldan düşen bir yaprağım ufacık bir üflemede bir ölü gibi yatarım dar bir sokakta geçip gidersiniz yanımdan, kanıksanmıştır ölüm bir çınar tepesi düşlemiştim oysa ben faili meçhul demeyin bana, asla olmadım çığlıklara ulaştı sesim ve çoğaldım
uçurum kıyısı anılardır düşen yaprağın faili iki ayrıksı dünyaydı birbirine yaslanan eski bir albümün sararmış yaprağında iki ayrıksı dünyanın fotoğrafıydı geriye kalan beyaz bir duvar ve onun kirli yüzeyi… bense başımı bir duvara yaslamışım sensiz bir kenti küfre tutuyorum
neyi tanımam gerekir sevgiden başka sorumun karşılığını verin bana sabah yeli gibi okşamışım güvercin kanatlarını bir çiçeği koklamışım, güneşi içmişim ellerini tutmuşum bölüşmüşüm çığlıklardan geriye kalan çoğul yalnızlıklarımı…
aydınlık ve uzun bir yoldayım işte hep gülüşünü istiyorum ışığında ömrümün ortasındayım hayat denen karmaşanın… ve tedirginim ayrılığına yüzündeki tebessümün şimdi sen bir gök çizmelisin bana sınırsıza hazır ve güneşe gebe…
ve onunla atılan her adımdı yüzümdeki tebessüm rüzgârsız kalakalmış okyanusun ortasında bir tekne sonra doldurmuş yelkenliyi tüm soluğuyla daha hızlı, daha hızlıcasına ışımış gözlerinde mavinin bitmek bilmez gizemi sonra mısralar dizilmiş yeniden türkü tadında şiir tadında yaşanmış tüm özlemler
oysa eskimişti yüreğimde bir şeyler tarifi zor, tarifi imkânsız yalnızlığım! tut ellerimi üşürüm yoksa sensizliğe… bilirsin sen de zaman zindanında geçenleri dipsiz bir kuyudasındır işte, hep kazanır hep sıfırsındır sen, zaman kazanır zaman kazanır…
tüm bu anlamsızlığın içinde öyle zor ki şiirlerin hâlâ mavi kalmasını istemek… direnmek inadına zamanın karanlık zindanında tarifi zor, tarifi imkânsız ve seni görmek yansısında mavinin geçip gidene inadımsın benim, anlaşılmazlığım belki yanmışlığım, belki küllenmişliğim
şimdi gömülmek istiyorum içime ve senin hayalinle tutuşturduğum bu ateşten bu gök mavisi geceden yeniden varolmak istiyorum haçlarına gerilmek istiyorum sensizliğin özleminle çivilenmek istiyorum çarmıhına tutkunun içimdeki kocaman boşluğa titredim şimdi tut ellerimi üşürüm yoksa sensizliğe…
Ulaş NİKBAY
|